10 Eylül 1943’te Kütahya Simav’da doğdu. Annesi ve babası öğretmen olan üç çocuklu ailenin en küçüğüydü.
On yaşında Avusturya Kız Lisesi’nin ortaöğretime başladı ancak son sınıfta okulu bırakarak 1962-1963 yılları arasında otostopla Avrupa’da birçok yer gezdi. 1965’te babasının isteği üzerine İstanbul Erkek Lisesi’nin dışarıdan bitirme sınavına girdi ve bu liseden mezun oldu.
Çıktığı ilk Avrupa gezisinde tanıştığı Güner Sümer ile 1964’te evlenerek dünya evine girdi ve çift Ankara’ya yerleşti. Sümer, Ankara Sanat Tiyatrosu’nda (AST) çalışırken Özlü çevirmenlik yapıyordu. Bu kasvetli Ankara yıllarında Heinrich Böll, Franz Kafka, Hans Magnus Einsenzsberger gibi yazarların eserlerini Türkçe’ye çevirdi. Sümer ile yaptığı evlilik fazla uzun sürmedi. 1968’de Sümer’den ayrılarak İstanbul’a yerleşti. Manik depresif olduğu için 1967-1972 yıllarında pek çok kez psikiyatri kliniğinde kaldı ve elektroşok tedavisi gördü. Birkaç defa intihar girişiminde bulundu. Bu zamanlarını ve klinikte yaşadıklarını ilk romanı olan Çocukluğun Soğuk Geceleri’nde işleyerek 1980 yılında yayımladı.
1968 yılında ikinci evliliğini yönetmen Erdan Kural ile yaptı. Deniz Gezmiş’e duyduğu sevgiden dolayı bu evlilikten dünyaya gelen çocuğunun adını Deniz koydu. Daha sonra Erdan Kural ile yaptığı evliliğe de son verdi.
Henüz 43 yaşındayken göğüs kanserinden dolayı 18 Şubat 1986’da İsviçre’nin Zürih kentinde vefat etti. Sonrasında İstanbul’daki Aşiyan Mezarlığı’na defin edildi.
Tezer Özlü’nün eserleri incelendiğinde başta melankoli olmak üzere intihar ve aidiyet duygusunu yoksunluğu dikkat çekiyor. Okuyucuların büyük çoğunluğunun zihinlerine kazınan eseri Çocukluğun Soğuk Geceleri bahsettiğim özelliklere en çok sahip olanı. Örneğin sayfalar boyu hiç başka bir konuya değinmeden klinikteki tedavi sürecinden bahsediyor. Beynini kemirdiğini söylediği birçok düşünceyi ağırlıklı olarak bu kitabında görüyor oluşumuzun sebebinin bununla bağlantılı olduğunu düşünüyorum.
Bir diğer ses getiren romanı olan Yaşamın Ucuna Yolculuk da aynı özelliklere sahip fakat yukarıda bahsettiğim temaları daha az hissediyorsunuz. Genellikle yurt dışındaki dergilere yazdığı öykülerinden oluşan Eski Bahçe-Eski Sevgi isimli öykü kitabı, denemelerinin toplandığı Kalanlar, Zaman Dışı Yaşam isimli bir senaryo ve Tezer Özlü’den Leyla Erbil’e Mektuplar’da arkasında bıraktığı eserleri arasında yer alıyor.
Kitaplarını okumadan bir yazarı tanımanın en iyi yolu alıntılarından geçer. Yazımın sonuna
gelirken sizi Tezer’in cümleleri ile baş başa bırakıyorum;
• “Ölüm düşüncesi izliyor beni. Gece gündüz kendimi öldürmeyi düşünüyorum. Bunun belli bir nedeni yok. Yaşansa da olur yaşanmasa da. Bir kaygı yalnız. Beni, kendimi öldürmeyi denemeye iten bir kaygı.”
•”Gülümseyerek elektroşoka yatmayı öğreneceğim. Kendimi kurtarmak istiyorsam.”
•”Tüm yaşam diye düşünüyorum böylesi sabahlarda, tüm yaşam güneş altında bir oyun.”
•”Acılar olmadan yazılabilir mi? Edebiyat, yaşam ve ölümün sınırlarının artık acıları tutamadığı, tutmaya yeterli olmadığı yerde başlamıyor mu?”
•”Yaşam, belki de benim algıladığımdan daha acı.”
•”Yeryüzünde gözyaşları sonsuzdur. Biri ağlamaya başladığında, bir başka yerde, bir başkasının gözyaşları diner.” Beckett’in bu cümlesini Nuto’nun çardağı altında değiştirerek yazıyorum. “Yeryüzünün öyküleri sonsuzdur. Biri anlatmayı bitirdiğinde, bir başka yerde, bir başkası anlatmaya başlar.” , “Yeryüzünün intiharları sonsuzdur. Biri, bir yerde intihar ettiğinde, bir başkası intihar etmeye hazırlanıyordur. Biri ölmeye başladığında, bir başka yerde yaşama başlıyordur diğerleri.”
•”Ve yaşam yalnız rüzgar, yalnız gökyüzü, yalnız yapraklar ve yalnız hiç değil mi?”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here