“Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın ve yazın, erkekler ne der  düşünmeden yazın!”

 

Annesini kaybedişi onun için kendini ilk kaybedişiydi ve belki de hayatı boyunca başına gelenleri bu acıya yormuştu.Virginia, 1882’de Londra’da dünyaya geldi.Victoria devrinde yaşaması ise onun ilk feminist hareketini başlatanlardan birisi olmasını sağlamıştır çünkü kendisi abileri gibi okula gidememiş ve ressam olan ablası ile birlikte babasından destek alarak evde eğitimini sürdürmüştür.Bundan dolayı her zaman Victoria devrine olan nefretini dile getirir.

Yaşamı boyunca her zaman kadınların arka planda kalmaması gerektiği ve odalara kapatılmasını sadece tek bir amaç için savunur:’’Daha çok yazmak.’’.İlerleyen yaşlarında kimilerine göre pek sevmediği söylenen babası ile birlikte Bloomsbury’ye taşındı.Bu hareket hem onun için hem de düşüncüleri için bir dönüm noktası oldu.Burda tanıştığı entelektüellerden oluşan edebiyat grubu birçok ünlü edebiyatçıyı barındırıyor ve cinsel özgürlükleriyle biliniyordu.Bu gruptan edindiği bilgiler Woolf’un hayatında ve edebiyatında çok etki yarattı ve kendini özgür hissettiği bir ortam bulduğunu hissetti.Daha sonra Leonard Woolf ile evlenmesi ise onun için bir şans noktası olmuştur çünkü eşi bir basımevi kurmuş ve Virginia’nın değerli eserlerini okuyucularla kavuşturmuştur.

Virginia’nın ilk sinir krizinin nedeni bilinene göre çok sevdiği annesinin kaybıdır ancak intiharından sonra ise küçük yaşlardan itibaren üvey abisinden uğradığı tacizlerde psikolojisinde ciddi yıpranmalara neden olmuş ve 22 yaşından itibaren 3 kere intihar girişimine neden olmuştur ve maalesef sonuncu girişimi hayatına neden olacaktır. Kimi kaynaklara göre babasını pek sevmediği söylense de, vefatıyla birlikte asıl olan ikinci sinir krizini geçirmiştir. Eserlerin daha çok bilinç akışı tekniğini kullanmıştır bu sayede kendisinin hislerini ve düşlerini aslında birebir yansıtmıştır. Belki de seçimleri, yaşadıkları doğrultusunda hayattan memnun olmayışı ve istediklerini elde edemeyişi onun için yaşamı biraz daha zor ve daha az yaşanabilir kıldı. Bu yüzden arkasında,eşine ve üvey ablasına iki mektup bıraktı. Eşine ise son kez şu satırlar ile seslendi:’’Sevgilim, yine çıldırmak üzere olduğumu hissediyorum. Yaşadığım o korkunç anlara geri dönemem artık. Ve ben bu kez iyileşemeyeceğim. Sesler duymaya başladım. Odaklanamıyorum. Bu yüzden yapılacak en iyi şey olarak gördüğüm şeyi yapıyorum. Sen bana olabilecek en büyük mutluluğu verdin. Benim için her şey oldun. Bu korkunç hastalık beni bulmadan önce birlikte bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemezdim. Artık savaşacak gücüm kalmadı. Hayatını mahvettiğimin farkındayım ve ben olmazsam, rahatça çalışabileceğini de biliyorum. Bunu sen de göreceksin. Görüyorsun ya, bunu düzgün yazmayı bile beceremiyorum. Söylemek istediğim şey şu ki, yaşadığım tüm mutluluğu sana borçluyum. Bana karşı daima sabırlı ve çok iyiydin. Demek istediğim, bunları herkes biliyor. Eğer biri beni kurtarabilseydi, o kişi sen olurdun. Artık benim için her şey bitti. Sadece sana bir iyilik yapabilirim. Hayatını daha fazla mahvedemem. Bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemiyorum.’’

Aslında vazgeçişinin nedeni ne yaşadıkları ne de insanlardı.Kendi içinde üretken olamadığını fark etmiş ve sağlığının da bunu desteklediğini görmüştü.Kendisi ve kalemi sayesinde ise bugün dünyada ses getirecek eserlere imza attı ve dönemiyle birlikte birçok kadının sesi oldu.Yazının sonuna gelirken hepimize hatıra kalacak bir sözüyle bitirelim yavaştan:’’ Kadın olarak hiçbir ülkem yok. Kadın olarak hiçbir ülke istemiyorum. Kadın olarak, ülkem bütün dünyadır.’’.

Sevgiyle, bilimle kalın…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here