İskenderiyeli Hypatia, ilk kadın filozof Aspasia’dan 900 yıl sonra, nobel ödülü alan ilk bilim kadını Marie Curie’den 1600 önce yaşadı. İskenderiye Üniversitesi matematik hocası Theon’un kızı ve en mükemmel öğrencisi idi. Evrensel baba kızına el sanatları, şiir, felsefe, astronomi, astroloji, matematik bilgileri verdi. Kızının salt zihinsel değil, bedensel gelişmesine de önem gösterdi. Hypatia yüzmeyi, kürek çekmeyi, ata binmeyi, dağcılığı öğrendi. Genç Hypatia o çağın bilinen bütün dinlerini incelerken, hayatta en hakiki mürşit bilimdir ilkesini şiar edinen baba/hocasından aldığı el ile asla dogma düşüncelere kapılmadı. Yıllar sonra Hypatia pırıl pırıl bir şuur ve müstakil bir irade ile şöyle yazdı;

“Masallar masal diye, efsaneler efsane diye anlatılmalıdır. Boş inançları gerçek diye öğretmekten daha korkunç bir şey olamaz. Çocuk aklı bunları kabul eder ve çocuk yanlış şeylere inanır. Bu yanlış inançlardan arınmak çok zor olur, uzun yıllar alır. İnsanlar boş inançlara bir gerçekmiş gibi inanıp uğruna dövüşürler. Hatta boş inançlar uğruna daha fazla dövüşürler, çünkü boş inanç öylesine elle tutulmazdır ki çürütülmesi neredeyse olanaksızdır.”
Kendini ve dünyayı tanımak isteyen Hypatia o zamanın kültür merkezleri olarak kabul edilen Roma ve Atina’ya gitti.Atinalı filozof, yeni-eflatuncu Plütarkhos’tan dersler aldı. Ki kozmopolit üstadı
“Sahip olduklarımız arasında sadece bilgi ölümsüzdür ve kutsaldır.” Sözüyle severiz. İyi bir matematikçi olarak ünlenen ve yetkinleşen Hypatia, ülkesine dönerek, İskenderiye Üniversitesinde matematik ve felsefe okutmaya başladı. Tarihçi Sokrates (Atinalı ünlü filozof Sokrates değil) Hypatia’nın hem sınıfının hem de evinin öğrencilerle, çağın bilgin ve düşünürleriyle dolup taştığını yazıyor. Avrupa’dan, Asya’dan ve Afrika’dan öğrenciler salt Hypatia’nın öğrencisi olmak için akın akın İskenderiye’ye geldiler. Işık saçan, sevilen ve karizmatik öğretmen kimliğinin yanı sıra, Hypatia matematik üzerine birçok kitap yazdı. “Apollonius’un Konikleri Üzerine” adlı bir kitap yazdığı biliniyor ki, 17’nci yüzyılın ikinci yarısına değin yani Descartes’a kadar bu konuya hiçbir bilim adamı dokunmamıştır. Birçok dahi ve bilgi avcısı gibi çok farkıl konularla da ilgilendi. Öyle ki Hypatia, gökyüzü gözlemlerinde, su arıtmada, denizcilikte kullanılan çeşitli buluşlarıyla da ünlüdür. “Ben gerçekle evliyim”diyerek evlenmeyi rededden, döneminin en güzel hatibi bir tabu yıkıcı olarak elbette şimşekleri üzerine çekecekti. Değil o çağda günümüzde bile evlenmeyen, kollektif bilinç üstü ve bilinç altında erkeklere ait bir alan kabul edilen bilim konularına dalarak, üstelik çok da başarılı olarak, ellerini hamur teknesinden çıkartmış, fincancı katırlarını bırakın ürkütmeyi, korkudan delirtmişti. Bu düzen bozucu, hayasız kadın yokedilmeliydi. Kurban seçilmişti.

Gelelim cellata…
MS 412 yılında İskenderiye Patrikhanesinin başına Kiril(Cyrille) adlı bir papaz atanmıştı. “Parabolani” denilen, sözde zayıf ve yoksul halka yardım etmek adına toplanmış, çapulculardan oluşan bir çeteyi yönetmekte, önce paganları, ardından Yahudileri katletmeleri için onları yüreklendirmekteydi. Amacı dini kullanarak, siyasi güç kazanmakmış gibi görülüyor. İyi bir hatip olan Cyrill incilden alıntılar yaparak, Hristiyan halkı kışkırtıyor, etkisizleştirmek istediği vali Orestes ve Hypatia’yı hedef gösteriyordu. “Kadın sessizliği ve uysallığı öğrenmelidir. Kadının ne ders vermesine ne de erkeğin üzerinde yetki sahibi olmasına izin vermeyeceğim. Suskun olacak ve sessiz kalacaktır. Çünkü “önce Âdem, sonra Havva yaratılmıştır.” diyen Cyril, Hypatia’nın ölümünü doğrudan emretti veya halkı bunun için teşvik etti. Hypatia dinsiz” ve “şeytan” olarak nitelendirilmiştir. Şimdi tarihçi Sokrates’e kulak verelim;

…Hypatia’nın sık sık Vali Orestes ile görüşmesi Hristiyanların hoşuna gitmiyordu. Hypatia’nın, Vali Orestes ile Piskopos Cyril’in uzlaşmasını engellemeye çalıştığı düşünülüyordu. Böyle düşünen bir grup bağnaz, Peter adındaki çete liderleri ile birlikte Hypatia’nın evinin önünde pusuya yattılar ve onu beklemeye başladılar. Hypatia eve geldiğinde ise onu kaçırıp Caesareum adındaki bir kiliseye götürdükten sonra tamamen soydular. Ardından onu taşlayarak öldürdüler. Daha sonra Hypatia’nın parçalanmış bedenini alıp Cinaron adındaki bir yerde yaktılar. —Socrates Scholasticus, Ecclesiastical History

Evrensel düşünceli bir babanın bilgin kızı Hypatia böylece başka bir evrensel baba adına yokedildi. Hemde soyularak, parçalanarak, yakılarak. Bugün psikoloji bu tarz eylemleri yapan kişileri psikopat olarak değerlendiriyor, bu kadar şiddet kullanılması da büyük bir kin ve nefrete işaret ediyor. Peki sonra neler oluyor;
Bir kere Cyrill şehri putperestlerden arındırdığı için kilise tarafından aziz ilan ediliyor..” Hala daha aziz…
Sonra; Ünlü matematikçi Hardy’nin söylediği gibi, Greek okulu Hypatia’nın ölümü ile sona eriyor.
Hypatianın eserlerininde bulunduğu İskenderiye kütüphanesi yok ediliyor.
Işığı sönen İskenderiye şehri ve bilimsel öncülüğünü o gün bugune kaybetti.
Bundan sonra skolastik düşünce egemen oldu.

Bir kadın bakış açısı ile alınacak dersler;
1- Değerli bir babanın çok değer verdiği ve önünü açtığı bir kız evlat bile olsan da,
2- Birçok erkekden daha iyi bir eğitim alsan da,
3- Hayatını bilgi ve bilime adasan, öğrenciler yetiştirsen, eserler yazsan, buluşlar yapsan da,
4- Zamanına göre modern bir şehirde de yaşasan da

Hep tehlikedesin… Ama yine de devam. Cyril’lerle baş edecek kadar çokuz biz.

Yararlanılan kaynaklar:
Matematiğin Öyküsü ve Serüveni – Prof. Dr. Ali Dönmez
http://tr.bilim.org
http:// matematiksel.org
http://tr.wikipedia.org

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here