“La tristesse durera toujours” Vincent’ın dudaklarından dökülen son kelimelerdi bunlar.Kardeşi Theo’nun kollarında can vermeden hemen önce demişti: Hüzün sonsuza dek sürecek…

Vincent Van Gogh kuşkusuz Avrupa’nın en çok tanınan hatta belki de en sevilen ressamı. “Bugün Van Gogh, ona yemek vermeyecek restoranların duvarlarını, onu akıl hastanesine kapatacak doktorların muayenehanelerini ve onu hapse tıktıracak avukatların yazıhanelerini süslüyor” bu sözler gazeteci ve yazar Eduardo Galeano’ya ait. Yaşadığı süre boyunca yalnızca “Arles’te Kırmızı Bağ” isimli tablosunu satabildiği göz önünde bulundurulduğunda Galeano hiç de haksız sayılmaz. Kardeşi Theo’ya yazdığı mektupta “Çoğu insanın gözünde neyim ben? Değersizin biri ya da tuhaf, aykırı hoşa gitmeyen bir adam; toplumda kendine bir yer bulamamış, yer bulamayacak bir yaratık, yani hiçten de daha aşağı bir şey.” diye yakınır Vincent. Ona göre yaşam bir ekme mevsimidir, hasat yoktur burada. Güneşin busesinden mahrum kalmış sonbaharın, düşen ilk yaprağı kadar zarif, bir o kadar da hüzünlü bakışlarla akıl hastanesinin penceresinden sabah erken vakitlerde dışarıyı seyrederken buldu kendini. Gözleri sabah yıldızına kenetlendi. Hafıza sarayına kazıdı bu manzarayı, tabi Van Gogh usulüyle. Eline fırçasını alıp tuvalinin karşısına geçti. Zihnini dökmeye, kendini anlatmaya başladı. Anıları ile özlemlerini harmanladı. Koluyla terleyen alnını silip, bir adım geri çekildi. Resme daldı, sıkıntı ve kederden uzak bir şekilde. Yıldızlı bir gece, ufukta Alpilles, gençliğindeki Hollanda köyleri hatırlatan bir kurguyla iliştirilmiş çan kulesiyle öne çıkan bir kasaba… Sahi ne kadar olmuştu? Bir resim dahi satamadan kaç gün geçirmişti? Tüm bu düşünceler hastalıklı zihnine doğru ilerleyen fırtınanın belirtisiydi, uzun zaman önce kalbinde başlayan fırtınanın…


27 Temmuz 1890 yılında kendini Auveres’te bir buğday tarlasında bulur. Benliğini en çok ait hissettiği yerde…Kırsalın çocuğu olmuştur hep, sarı güneşin altında kavrulan tarlalarla bezenmiş kırsalın… Artık hayattayken resim satabilme umudunu tamamıyla yitirmiştir. Bir karar vermesi gerektiğini fark eder: Hasat mevsimi mi? Yoksa Theo’nun omuzlarında bir yük olarak yaşamak mı? Bu düşüncelerle boğuşurken kendini kardeşinin kolları arasında bulur. Kararını çoktan vermiştir. O hiçbir zaman aitlik duygusunu hissedemediği bu dünyadan ve insanlardan ayrılmayı, hasata başlamayı seçmiştir… Son kez Theo’nun gözlerine baktı ve dudaklarından şu sözler döküldü: La tristesse durera toujours.

Kaynakça: Tuhaf dergi, Haziran 2017

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here