ŞİZOFRENİ NEDİR?

 İnsanların duygu, düşünce ve davranışlarında bozulmalara neden olan bir psikiyatrik hastalıktır. Schizo (bölünme) ve phrenia (zihin) kelimelerinin birleştirilmesi ile zihin bölünmesi anlamına gelir. Ancak bu adlandırma eskidir ve hastalığı tam olarak ifade ettiği söylenemez. Şizofreniye yakalanan kişiler gerçek dünyadan koparlar ve kendilerine özgü başka bir dünyada yaşamaya başlarlar. Alışagelmiş algılama ve yorumlama şekilleri değişir. 

 NEDENLERİ NELERDİR?

  Şizofreni birden fazla etkenin bir araya gelerek ortaya çıkardığı bir hastalıktır. Karşılaşılan önemli bir stres ya da zorlama (boşanma, işsizlik, askerlik vb.) genetik yatkınlığı olan kişide şizofreninin ortaya çıkmasına neden olabilir. Genetik yatkınlığı olmayan bir kişide yoğun stres ya da üzüntü şizofreniye neden olmaz. Dolayısıyla,yoğun stres ya da zorlanma hastalığın gerçek nedeni değil, tetikleyicisidir. 

  ŞİZOFRENİDE VAR OLAN TEDAVİ UYUMSUZLUĞU SORUNU

Şizofreni hastalarında oral ilaçlara tedavi uyumsuzluğu yüksek oranlarda genellikle %40 ile 60 arasında görülür. Bu ciddi sorunun bazı nedenleri vardır. Önemli nedenlerden biri hastalığın kendisidir. Bu durum şizofrenik hastalarda içgörünün kısıtlı olmasıyla ya da hiç bulunmamasıyla ilişkilidir. Hastalar seslerin ya da görüntülerin neden tedavi edilmesi gerektiğini anlamamaktadır. Üstelik pek çok vaka prodüktif psikotik semptomların ortadan kalkması ya da azalması ile eşzamanlı nöroleptik tedavisi arasında ilişki kuramamaktadır. Genellikle ilacın huzursuzluk ya da anksiyeteyi azalttığını kabul etseler de, prodüktif psikotik semptomların ortadan kalkmasıyla ilaç arasında ilişki bulunduğunu nadiren kabul ederler. Genellikle psikotik hastalar antipsikotik ilaçları hakkındaki herhangi bir olumlu görüş ifade etmekte güçlük çekerler. 

 

ŞİZOFRENİNİN ALT TİPLERİ 

  1. Paranoid:
  • Bilişsel işlevselliğin ve duygulanımın görece korunmasına karşın belirgin sanrı  yada işitsel varsanılar vardır,
  • Dezorganize ve katatonik tiplere özgü semptomlar yoktur.
  • Grandiyöz ve/veya Paranoid sanrılar çok görülür.
  • Varsanılar sanrılarla ilişkilidir.
  • Anksiyete, öfke, uzak duran bir tutum gösterme ve tartışmacı olma özellikleri vardır.
  • Herkesten üstünmüş gibi davranır. Ya çok resmi yada aşırı yoğun ilişkileri vardır.
  • İntihar girşiminde bulunabilir yada başkalarına şiddet uygulayabilir.
  • Nöropsikolojik ve diğer bilişsel testlerde pek bozukluk göstermezler.
  • Tedaviye en iyi yanıt veren tiptir.

2.Dezorganize (= Hebefrenik),

  • Dezorganize konuşma, deorganize davranış, donuk yada uygunsuz duygulanım vardır.
  • Dezorganize konuşmaya uygunsuz gülme ve gülümsemeler eşlik eder.
  • Dezorganize davranışlar günlük yaşam etkinliklerini (yıkanma,giyinme, yemek hazırlama) ileri derecede bozabilir.
  • Sanrı yada varsanılar olsa da bölük pörçüktür ve tutarlı bir tema etrafında değildir.
  • Grimas, Mannerizm  ve başka bir takım acaip davranışlar eşlik edebilir.
  • Nöropsikolojik ve bilişsel testlerde performans boz. gösterebilir.
  • Tedaviye yanıtı en kötü olan tiptir.

3-     Katatonik:

  • Motor hareketsizlik, aşırı motor etkinlik, aşırı negativizm, mutizm, istemli davranışlarda acaiplik, ekolali (karşıdakinin söylediğini tekrarlama) ve ekopraksi (karşıdakinin davranışlarını tekrarlama).
  • Motor hareketsizlik, katalepsi (balmumu esnekliği) yada stuporla kendini gösterir.
  • Aşırı motor etkinlik, açıkça amaçsızdır ve dış uyaranlardan etkilenmez.
  • Hareket ettirilmeye yönelik girişimlere karşı rijit postürü sürdürme yada bütün yönermelere direnç gösterme ile kendisini gösteren aşırı bir negativizm bulunabilir.
  • Malnütrisyon, bitkinlik, hiperpreksi yada kendi kendine zarar verme davranışları da bulunabilir.

4-     Farklılaşmamış:

  • Şizofreninin aktif evresi için tanı ölçütlerini karşılayan semptomları vardır ancak bunlar paranoid, dezorganize yada katatonik tip için tanı ölçütlerini karşılamaz.

5-     Rezidüel:

  • En az bir şizofreni epizodu olmuş ancak o sıradaki klinik görünümde belirgin pozitif psikotik semptomlar (sanrı, varsanı, dezorganize konuşma veya davranış) yoksa rezidüel tip denir.
  • Negatif semptomlar yada iki yada ikiden çok hafif pozitif semptomlar olabilir.
  • Sanrı yada varsanılar varsa da bunlar pek belirgin değildir ve bunlara güçlü bir duygulanım eşlik etmez.
  • Gidişi, sınırlı olabilir yada aktif bir epizotla tam remisyon arasında devam edebilir.

ÜNLÜ ŞİZOFRENİ HASTALARI:

Johann Christian Friedrich Hölderlin ,Martin Ramirez ,David Helfgott, Münir Özkul

ŞİZOFRENİ YAKINININ YAZDIĞI YAZI

Jilet gibi bir sözcük: Şizofreni

Toplum şizofreniye ilişkin yalan yanlış fikirler ve olumsuz önyargılarla dolu…

Birçok insan şizofreninin tedavisi olmayan bir hastalık olduğuna inanır, oysa şizofreni tedavi edilebilir bir hastalıktır.

Birçok insan şizofreni hastalarının asla iyileşmeyeceğine inanır, oysa şizofreni hastaları iyileşebilir.

Birçok insan şizofreni hastalarının cinayet işleyen, saldırgan, zarar verici insanlar olduğuna inanır. Oysa onlar nahif, kırılgan kişilerdir.

Hastalığın en şiddetli olduğu dönemde böyle bir olasılık olsa bile, bunun oranı yüzde 10’dur ve bu oran tedavi ile daha da azalır. (Planlanarak gerçekleştirilen cinayetlerin tamamına yakınının “akıllılar” tarafından işlendiğini ve herhangi birimizin bir şizofreni hastası tarafından öldürülme olasılığının on dört milyonda bir olduğunu biliyor muydunuz?)

Birçok insan şizofreni hastalarının iş yapamayacağına, hiçbir zaman çalışamayacağına, şizofreni hastalarının tembel ve güvenilmez kişiler olduğuna inanır; oysa olanak yaratılırsa yeteneği ölçüsünde her biri üretken olabilir.

Birçok insan şizofreni hastalarının her zaman saçmalayarak konuşan ve ne dediği anlaşılmaz kişiler olduğuna, ne zaman ne yapacakları belli olmayan kişiler olduğuna inanır, oysa bu durum sadece hastalığın aktif olduğu belirli dönemlerde görülür, bunun dışında ise bir şizofreni hastasından öğreneceğimiz pek çok şey vardır.

Şizofreninin başarılı tedavisinin ve hastanın yeniden topluma kazandırılmasının önündeki en önemli engellerden birisi olumsuz önyargılar ve damgalamadır.

Aslında burada bir kısırdöngü söz konusu olmaktadır.

Damgalama, tedavi olanaklarından yeterince yararlanmayı olumsuz etkilerken, yetersiz tedavi ve hastalığın gidişinin kötü olması da damgalamayı körüklemektedir.

Toplum içinde herhangi bir nedenle damgalanmak ve olumsuz önyargılara maruz kalmak, stres dolu bir yaşam deneyimi anlamına gelir.

Damgalanmış insanlar, önemsiz ve değersiz bir toplumsal kimliğe bürünürler.

Bu değersizlik durumu ve bunu izleyen sonuçlar, damgalanmış insanları şiddetli ve süreğen diğer stres etkenlerinin baskısı altında bırakır.

Damgalanan kişi önyargı veya ayrımcılığın hedefi durumundadır.

Damgalanmış bir grubun üyelerinin alay edilme, dışlanma, ayrımcılık ve şiddete maruz kalma gibi durumları damgalanmamış insanlara göre daha fazla yaşadıkları konusunda somut kanıtlar vardır.

Bu nedenle, damga, kişinin benliğine yöneltilen tehditlerin yoğunluğunu ve sıklığını artırmaktadır.

Damganın ikinci ana özelliği, kişinin toplumsal kimliğindeki değersizliğin farkında olmasıdır. Damgalanmış bireyler, diğer insanların kendilerine değer vermediklerinin, saygı göstermediklerinin, onlar tarafından beğenilmediklerinin farkındadır.

Böyle bir durum, damgalanmış bireyin benlik saygısına ciddi bir tehdittir.

Damgalanmanın başka bir anahtar özelliği, diğer insanların bir bireyin toplumsal kimliği hakkında olumsuz ve kalıplaşmış fikirler yürütmesidir.

Damgalanmış insanlar, onlara inanmıyor olsalar bile, bu kalıplaşmış görüşler tarafından sıklıkla tehdit edilmektedirler.

Bir bireyin, önyargılı bir tutumla muamele görüp görmediği konusunda yaşadığı belirsizlik damgalanmanın önemli bir özelliğidir.

Damgalanmamış insanlar, damgalanmış insanlara karşı besledikleri, gerçek duygularını genellikle gizlemeye çalışırlar.

Bunun sonucu olarak, damgalanmamış bireylerin damgalanmış bireylere karşı gösterdiği davranışlar, onların gerçek tutumlarının doğru bir göstergesi değildir.

Damgalanmış insanlar için yaratılan bu belirsizlik, bir stres kaynağıdır.

Damga, strese dolaylı bir biçimde de neden olabilir.

Damgalanmış insanlara karşı gösterilen ayrımcılık, onların hastane, barınma, eğitim ve iş edinme gibi olanaklara ulaşmasında zorluklara yol açar.

KAYNAKÇA

 -Umay Rana Usta

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here