Bu yazıya çok çok geç kaldığımın ama gene de yazmam gerektiğinin farkına vardım ve yazın gelip sorumluluklarımın bitmesi aslında önümde hiç engel olmadığını görmemi sağladı.İDEA baştan sona bana çok şey kazandıran ve geleceğim için vereceğim kararlarımı etkileyen bir konferans oldu ve bu yolda derneği kuran akademisyenlerden başlayarak her sene gerçekleşmesini sağlayan,bizlere gelecek ve ses olan herkese teker teker teşekkür ederim.

Yazıma başlarken maalesef belirtmek isterim ki her konferansa katılma şansım olmadığı için gerçekten üzgünüm ancak yetiştirmem gereken dönem ödevlerimi yapmam gerekiyordu.Bir de yazımın uzun olmaması adına toplamda katıldığım 10 konferanstan 4 tanesine değinmeye çalışacağım.Ayrıca İDEA hakkında bilgi sahibi olmak isterseniz,yazımın sonuna internet sitelerinin linkini bırakmış olacağım.

Fotoğrafta ilk güne ait katıldığım konferanslarda aldığım birkaç not gözükmekte.

Konferansın özetine gelecek olursak,ilk olarak İngiliz Dili ve Edebiyatı’nın en bilinen yazarı olarak ”Shakespeare-I” sunumu ile başladım.Sunumun anlatımını,Evrim Doğan Adanur,Murat Öğütcü ve Deniz Karaca gerçekleştirirken,yönetimini ise Gül Kurtuluş eşliğinde yapıldı.Konuya biraz aşinaysanız Shakespeare’in bir derya ve bizim onun eserlerinde anladıklarımızın ise sadece sahilde bir çakıl taşı olduğunu anlamışsınızdır,zira kendisi sadece yazar ve anlamasını size bırakır.Sunuma dönecek olursak,daha önce belirttiğim gibi anlaşılması bu kadar zor olan bir yazar gerçekten anca bu kadar sadelikle ve anlaşılabilirlikle anlatılırdı.Tüm katılımcı akademisyenlerimize tekrar teşekkür ediyorum.

Daima yaptığım ve daha önce belirttiğim gibi konferanslardan sonra aldığım notları tekrar okuyorum ve siz de bu fotoğrafta incelediğim şiir ile notlarımın karşılaştırmasını görmektesiniz.

Yazımın diğer kısmında ise not tuttuğum ve hatta daha sonrasında analizini yazıp rapor oluşturduğum bir başka konferans olan ”Critical Patterns” sunumlarına geçmek istiyorum.Zekiye Antakyalıoğlu,Mustafa Şahiner ve Taner Can tarafından gerçekleştirilen sunum,Azer Banu Kemaloğlu tarafından yönetildi.Bu sunumla ilgili söyleceklerim sanırım bitemez çünkü aşırı bir şekilde beğendiğim ve tabiri caizse kulaklarımı bir dakika ayıramadığım bir sunum oldu.Hem konuya olan ilgimin yanı sıra aynı zaman da anlatılıştaki duruluk ve anlaşılabilirlik,ayrıca sunum yapan akademisyenlerin konuşma şekillerindeki hakimiyet ve espriler 1 saat olan sunum süresinin göz açıp kapatıncaya kadar geçmiş hissi uyandırdı.Sayın Can’ın sunumu üzerine ise bir deneme yazıp dönem ödevi olarak teslim ettim.Aslında sunum yıllardır aklımda olan ve kendi içimde çözümleyemediğim yazma becerimize güzel sayısal  verilerle destekli bir sunumdu.

Bunun dışında ise bir diğer efsane sunum ”War Poetry” başlığı altında:Berkan Ulu,Hüseyin Alhas ve Burcu Karadaş Can tarafından gerçekleştirirken,Sayın Ulu aynı zamanda sunumu da yönetiyordu.Gene hem ilgimin olmasından dolayı hem de sunumun ilgi çekici detayları sunumu hevesle dinlememi sağladı.Sayın Ulu’nun dağıttığı el broşürlerinde ise bir şiir çok hoşuma gitti ve sizinle paylaşmak isterim:

‘Dawn comes stealing up the sky;

One by one the stars go out;

Far away the shepherds shout;

Country carts go creaking by.”

  • Dawn isimli şiir 23 Aralık 1916 yılında,John Smith tarafından Afyonkarahisarda yazılmıştır.
Fotoğrafta yazımda paylaştığım şiirin bir kısmını görmektesiniz.Ayrıca daha dikkatli bakarsanız,kendini tutamayarak kafiye düzenini de çıkarmış bir edebiyat öğrencisi görebilirsiniz 🙂 .

Öğrendiğim bir diğer şey ise savaşın sadece resmi tarihi belgelerinden değil de,aynı zaman da tanıklar ve onların yaşadıklarından oluşan güncelerden oluştuğuydu. Diğer bir deyişle aslında savaşın açtığı çarpıcı boyuttaki değişimleri sadece resmi kaynaklardaki insan kaybı sayısı dışında,güncelerde yada o zamanda yaşamış,askerliğe katılmış kişilerin edebi eserlerinden de öğrenebiliyoruz.Bana kalırsa bu şekildeki bir inceleme veya analiz aslında bize daha çok şey sunuyor ve aslında gerçekten yaşanılmış olanı bize en iyi şekilde anlamamızı sağlıyor.Bu sunum sayesinde ileride öğretim üyesi olursam aslında çalışabileceğim bir alan olmasına çok yarar sağlayan bir sunum oldu.

Diğer bir katıldığım sunum ise ”Science Fiction and Fantasy” sunumuydu ancak yazımın uzun ve boğucu olmamasından dolayı sadece not aldığım bireysel bir sunumdan bahsedeceğim,o da Mürüvvet Mira Pınar Dolaykaya’un ”The Representation of Gender Roles in Children’s Fantasy Literature: C.S. Lewis’ The Lion, the Witch and the Wardrobe” adlı sunumu. Bilim kurgu ve fantastik edebiyatın ilgimi çekmesinin yanı sıra aynı zamanda cinsiyet rollerinin de oluşu benim için sunuma daha farklı açıdan yaklaşmamı sağladı çünkü aslında kendi ufak çaplı alanımda yaptığım bir araştırma alanı da gene çocuk edebiyatındaki cinsiyet rollerinin biçilmiş olarak bize sosyal norm üzerinden işlenmiş olmasıydı.Sayın Dolaykaya’nın sunumunda belirtiği üzere çocuk edebiyatında genellikle kadınlar veya kızlar her zaman ”annecilik” oynamak zorunda olan ve hep yemekle ilgilenen,herkesin arkasını toplayan,kısacası ”evi çekip çeviren” konumundaydılar.Bunun yanı sıra erkekler ise her zaman savaşan,”eve ekmeğini getiren” ve herkese sahip çıkan,gerekirse bunu şiddetle yapan rolü üstlenmişlerdi.Aslında biz farketmeden hepimizin rolleri küçük yaşlardan beynimize sokulmuş oluyordu bir yandan.Sayın Dolaykaya ise gerek araştırmaları,gerekse filmden izlettirdiği kesitler ile  bu gerçekleri gün yüzüne bir kere daha çıkartmış oldu.

Yazımı çok fazla uzatmadan sonlandırmak istiyorum ve buraya kadar okuduysan sana çok teşekkür eder ve minnetlerimi sunarım sevgili okur.Yazıyı sonlandırırken gene de birkaç noktaya değinmek isterim:Öncelikle bizi bu akademik dünya ile tanıştıran İDEA fikrini ortaya atan ve gerçekleştiren herkese çok teşekkür ederim,aynı zamanda İDEA’nın bu yıl okulumuzda gerçekleşmesini sağlayan tüm öğretim görevlilerime de teşekkür ederim ancak maalesef kendi güvenliğim açısından okul adımı veremiyorum :).Bunun dışında sunum yapan değerli akademisyenlerimizin, ilerde hayalim olan akademik basamağa adımımı attığımda bana yardımcı olacaklarından kesinlikle kuşku duymuyorum ki,sunumlarının sonuna bıraktıkları iletişim adresleri olsun,her türlü sorularımıza verdikleri yanıtlar bunu kanıtlar nitelikteydi.Yine soru demişken böyle bir konferans sonrası sorulan soruların da bana çok şey kattığını ve cesaretimi arttırdığı söylemeden geçemeyeceğim.Bu yüzden yayında,yapımda emeği geçen ve geçecek olan herkese teşekkür ederim.Tüm bu sayede gerçekliğini tekrar öğrendiğim bir söz aklıma geldi :

”YOU WILL NEVER WALK ALONE .”

  • İDEA sitesinin adresi : https://www.idea.org.tr/hakkimizda-1

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here