Nietzsche; kimilerine göre peygamber olacak insan, kimilerine göre ise Nazilerin ortaya çıkmasına yol açan bir faşist! Bazıları için bir kaçık, bazıları için bir nihilist, bazıları içinse tapılacak adam!  Nietzsche; dünyaya erken geldiğini savunmuş, insanların onu iki yüz yıl sonra anlayacağını söylemiştir. Nitekim kendisinin de dediği gibi, değeri hayattayken anlaşılamamıştır.

Adı Friedrich Wilhelm Nietzsche olan dünyaca ünlü filozof , yazar, şair ve bestekar din, ahlak, bilim ve felsefe alanındaki aforizma ve metaforlarıyla meşhurdur. “Bengi Dönüş” ve “Üstün İnsan” bunların en ünlüleridir. Küçük yaşlarda müzikle ilgilenmeye başladı. Schumann özellikle ilgisini çekiyordu ve onun etkisiyle romantik kompozisyon çalışmaları yaptı. 1857’de, yani henüz 13 yaşındayken ilk otobiyografisini yazdı. Kafasındaki en büyük soru işaretleri, Tanrı ve dünyadaki acıların kaynağıydı. 1861’de yazdığı ilk şiire de ilham kaynağı olacaktı bu sorular.1858’de Protestan yatılı okulu Schulpforta’dan burs kazandı ve buraya kayıt yaptırdı. Üstün bir başarı gösterdi buradaki eğitim sürecinde. 1864’te mezun olduktan sonra ilahiyat ve filoloji okumak üzere Bonn Üniversitesi’ne gitti. Ama bir yandan da inancını sorgulamaya devam ediyordu Nietzsche. Çelişkileri görmezden gelemezdi, bir şeyler onu sürekli dürtüyordu. Zamanla o alıştığımız münzevi kişilik, hayat dolu ve neşeli bir kişiliğe evrildi. Bu sorgulamaların sonucu olarak şu düşünceye ulaştı Nietzsche: Tanrı öldü. Tatil zamanları eve gittiğinde dini ayinlere katılmayı ve kiliseye gitmeyi reddetti. İlahiyat eğitimine son verdi ve filoloji üzerinde yoğunlaştı. Bir yıl sonra da öğretmeni Frederich Wilhelm Ritschl’in peşinden Leipzig’e gitti. Leipzig sürecinde hayatını etkileyecek iki olay yaşadı. İlki, gittiği bir genelevde frengi mikrobu kaptı. Doktoru bu hastalığa yakalandığını ondan sakladı, zira hastalığın o dönemde henüz bir tedavisi bulunmuyordu. Ne kadar doğrudur bilinmez ama, bu olaydan sonra Nietzsche’nin kadınlarla olan ilişkilerine son verdiği tahmin edilir. Hayatını değiştiren ikinci olay ise, bir kitapçıda Arthur Schopenhauer’in “İstem ve Tasarım Olarak Dünya” yapıtıyla tanışması oldu. Schopenhauer’in karamsarlığı ona da bulaştı ve Nietzsche onun felsefesine derinlemesine bir dalış yaptı. İhtiyaç duyduğu tek şey Schopenhauer’in karamsarlığıydı. Filolojiye olan ilgisi zamanla yok oldu. Ne yapacağını ya da ne yapmak istediğini bilmiyordu. Tam bu sıralarda, hayatını etkileyecek biriyle tanıştı Nietzsche: Richard Wagner. Wagner o sıralar iktidar açısından tehlike arz ediyordu, çünkü devrimciydi ve “halkı tahrik ediyordu”. Müziğine hayranlık duyduğu Wagner’le, 8 Kasım 1868’de karşılaştı Nietzsche. Düşünsel anlamdaki uyumları onları birbirlerine yaklaştırdı. Her ikisi de Beethoven’ı dahi olarak görüyordu ve her ikisi de Schopenhauer’e hayranlık besliyordu. Wagner’in, Nietzsche üzerindeki etkisinin sebeplerinden biri de, Wagner’in, Nietzsche’nin babasına fazlasıyla benzemesi ve Nietzsche’nin bir baba figürüne kendini muhtaç hissetmesiydi. Düşünsel uyuma bunlar da eklenince, Wagner’in Nietzsche üzerinde bir hayli etkisi oldu. Eğitimine de devam ediyordu ve hocası Ritschl’in yönetimindeki bir dergide yazıları yayımlanıyordu. Derslerinde çok başarılıydı ve Ritschl’in referansıyla henüz 24 yaşındayken, üniversiteye filoloji profesörü olarak kabul edildi. 1869’dan itibaren hem filoloji, hem de felsefe dersleri vermeye başladı. Zekası ve bakış açısıyla üniversitede saygın bir yer edinmesi de uzun sürmedi Nietzsche’nin. Yine burada, ilk sanat tarihi çalışmalarını yapan bilim insanı Jacob Burckhardt ile tanıştı. 1869’da Wagner’in davetiyle Tibschen’e gitti. Wagner’in müziğinin de etkisiyle ilk kitabı “Müziğin Ruhundan Tragedyanın Doğuşu”nu yazmaya başladı. Kitabını yazmak için Alplere çekildiği sıralarda Almanya-Fransa savaşı başladı. Nietzsche de yazma işini erteleyerek vatanseverlik duygularıyla hasta bakıcı olmak için başvuru yaptı ve cepheye gitti. Savaşın koşulları gereği Nietzsche’nin etrafı bir anda yaralı ve orası burası çürümeye başlayan askerlerle dolup taşmaya başladı. Yaralı bir grup askerle tren yolculuğu yaptı ve bu yolculuktan sonra hastalandı. Doktorların teşhisi dizanteri ve difteriydi. Hastalık sebebiyle Basel’e geri döndü. Sağlık sorunlarına rağmen üniversitedeki görevine devam etti. Bir yandan da yarım bıraktığı kitabına yoğunlaştı. Nihayet kitap bitti ve 1872’de yayımlandı. 1878’de de, “İnsanca, Pek İnsanca” adlı kitabı yayımlandı. Bu kitaptaki düşünceleri Wagner’den de, Schopenhauer’den de farklılık arz ediyordu. Düşüncelerinden dolayı yakın arkadaşlarıyla olan ilişkilerinde de sorunlar yaşayınca evlenmeye niyetlendi. Eş bulma çalışmaları başarısızlıkla sonuçlandı. Sene 1879 olduğunda sağlık sorunları attı. Yaşadığı geçici körlük, migren ve mide ağrılarına bir de binicilik kazası eklenince, derslere düzenli olarak devam edememeye başladı ve üniversitedeki görevinden istifa etti.  1880’li yıllarda Lou Salome ile tanıştı ve ona aşık oldu. Onu bir öğretmen olarak gören Salome, Nietzsche’nin evlilik teklifini reddetti. Bu olaydan sonra bir daha görüşmediler. Bu süreçte onu hayatından bezdiren şey, kardeşi Elizabeth’le annesi arasındaki tartışmalar, hastalık nöbetleri ve intihar düşüncesiydi. Kurtuluşu, “Böyle Buyurdu Zerdüşt”ün ilk bölümünü de yazacağı Rapolla’ya kaçmakta buldu. İlginçtir, hastalık sürecinde ilaç kullanmayı reddetti Nietzsche. Reddetti, çünkü onun için ağrılı süreç, “beyninin doğum sancılarıydı”. “Böyle Buyurdu Zerdüşt”, Schopenhauer’den de Wagner’den de düşünsel olarak uzaklaştığı farklı tarzda bir kitaptı ve bu farklı tarz okuyucuda bir yabancılaşma yarattı. Kitap satışları çok iyi gitmediği için yayıncısıyla sorunlar yaşadı Nietzsche ve bu tartışma kitabın dördüncü bölümüne de yansıdı. Yayıncı, dördüncü bölümü sadece 40 kopya bastı ve kitap yakın çevreden sınırlı bir kitleye dağıtıldı. 1886’da “İyinin ve Kötünün Ötesinde” kitabını kendi çabalarıyla yayımladı. Kız kardeşi evlendi ve Paraguay’a yerleşti. Bu arada Nietzsche’nin hastalık nöbetleri de artıyordu ve bu nöbetler çalışmasını da engelliyordu. 1888’de beş kitap daha yayımladı. Bu kitaplar, “Güç İstenci” adlı eserine temel oluşturdu.  Aynı yıl Ecce Homo’yu kaleme almaya karar verdi. 3 Ocak 1889, Nietzsche’nin zihinsel ve psikolojik anlamda çöküş yaşadığı bir gün oldu. Hikayesi kısaca şöyledir: Nietzsche Torino’da dolaşırken bir atın sahibi tarafından kırbaçlandığını görür. Bunun üzerine ata sarılır ve hemen ardından da yere kapaklanır. Bu olaydan sonra Nietzsche dengesini iyice yitirir. Olayı takip eden günlerde birkaç arkadaşına mektup yazar. Arkadaşları, bu mektuplardan yola çıkarak onun zihinsel dengesini tamamen yitirmekte olduğunu anlarlar. Arkadaşı Franz Overbeck, Nietzsche’yi bir psikiyatri kliniğine yerleştirmek üzere Torino’ya gider. Amacı Basel’de bir kliniğe yerleştirmektir. Annesinin müdahalesiyle önce Otto Binswanger’in, sonra da Julius Langbehn’in kliniğine götürülür. Ancakt Langbehn, Nietzsche’yle ilgili sırları çevresindekilerle paylaşınca, annesi onu buradan da çıkardı ve Naumburg’taki kendi evine götürdü. Nietzsche maalesef, toplumla uyuşmayan düşünce tarzının (yani aslında toplumun) ve zekasının kurbanı oldu. Yaşadığı dönemle ve toplumla uyuşamayan pek çok büyük insan gibi “delirdi”. Bu süreçte arkadaşları Nietzsche’nin basılmamış kitaplarıyla ilgili ne yapabileceklerini düşünüyorlardı. 1893’te kardeşi Elizabeth, eşi intihar ettiği için Paraguay’dan döndü. Eserlerin basılmasıyla ilgili kontrolü de eline aldı. Onun yayımlanmamış yazılarını, Nietzsche’nin bir projesi olan “Güç İstenci” adlı kitabında toplayıp yayımladı. Annesi 1897’de öldükten sonra Nietzsche, kız kardeşi Elizabeth’in bakımı ve kontrolü altında yaşamını sürdürdü. 25 Ağustos 1900’de, yakalandığı zatürreyi atlatamadı Nietzsche ve hayata gözlerini yumdu. Kardeşi Elizabeth’in isteğiyle, babasının da gömülü olduğu Röcken mezarlığına defnedildi. Geride milyonlarca insanı etkileyen ve onu –kendi istemese de- kült bir kişilik haline getiren uçsuz bucaksız  bir felsefe bıraktı.

Nietzsche’nin nihilist olduğu yönündeki düşüncelere de bir kulak verelim: Nietzsche’nin adı genellikle nihilizmle birlikte anıldı ama Nietzsche nihilist değildi. Değindiğimiz gibi Schopenhauer’in kötümser felsefesinden bir hayli etkilendi bu pos bıyıklı filozof. Bir süre onun gibi takıldı, olumsuz ve kötümser baktı yaşama. Fakat Nietzsche olduğu yerde sayan, bir kişiye ya da kavrama saplanıp kalan birisi değildi. Zamanla, hayata karşı fazlaca olumsuz tavır takınmış olan Schopenhauer’in felsefesini de aşmayı bildi. Kendini yeniledi ve yeri geldiğinde onu eleştirdi de. Zamanla hayat dolu bir insana dönüştü, hayatı kutsadı, yaşam tam da şu an burada dedi. Onun için bu süreç, kendini bulması, keşfetmesi için bir araçtan başka bir şey değildi.

Kitabını okuduğumuz, eserlerini hatmettiğimiz ya da hiç olmazsa adlarını duyduğumuz birçok kişiyi etkiledi Nietzsche düşünceleriyle. Thomas Mann, Andre Gide, D. H. Lawrence, Robert Musil, Hermann Hesse, Rainer Maria Rilke, Michel Foucault, Jacques Derrida, Karl Jaspers, Martin Heidegger, Albert Camus, Roland Barthes, Sigmund Freud, Alfred Adler, Carl Gustav Jung ve dahası… Say say bitmez bu liste. Hatta “Nietzsche’nin etkilediği XX isim” diye listesi bile olur bunun.

KAYNAKÇA:

-Umay Rana Usta

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here