Herkese merhabalar! İlk olarak, yola çıkan bir bilim sever ve sonrasında yol arkadaşı bir bilim kedisi. Hepimizin Cambridgeli fizik profesörü olarak bildiği ve tek foton seviyesinde ışık gürültüsünün sıkıştırılması ile gündeme gelen Mete Atatüre, yılların emeğinin biriktiği laboratuvarında sorularımıza cevap verdi. 

Bilkent’ten Cambridge’e uzanan bilimsel başarı ve özveri ile dolu bir yolculuk.

Fizik okurken pişmanlık duyup duymadığından hobilerine kadar uzanan soru zincirimizin cevapları sizi beklerken biz de kendisine olan hayranlığımızı bir kere daha belirtmek isteriz.

İyi ki varsınız Sayın Atatüre, keyifli okumalar!

Fotoğrafta Sayın Mete Atatüre yeşil tişört giymiş ve kollarını bağlamış bir şekilde poz vermektedir.

1. İlk olarak, neden bahane üretmiyorsunuz ?

Bahane gerçekler yerine başka bir şeyler uydurma yöntemi, bilimle uğraşan insanın yaptığına tamamen zıt bir yapı. Dolayısıyla bahane uydurmak yerine işin özüne gitmek zaten çok daha enteresan yoksa bu işi yapmamamız gerekiyor. Bilimdeki yapı bu tabi günlük hayatımda bahaneler uyduruyorum, beyaz yalanlar söylemek zorunda kalıyorum trafik vardı demek gibi. Ama bir sıkıntıyla bir zorlukla karşılaştığımızda bahane üretmek çözümden kaçmak olduğu için bilim insanının yapısı gereği bir an önce kendini toplayıp problemi çözmeye endeksli olmalı diye düşünüyorum. Dolayısıyla işin yapısı gereği böyle bir şey olmaması gerektiğini düşünüyorum.

2. Bilim insanı Mete Atatüre değil de kahve içtiğimiz birlikte sohbet ettiğimiz Mete Atatüre kimdir ?

Bazı meslekler için endekslenmiş bir yapı bir beklenti var. Mesela bilim insanı içinde bilimini iyi yapan ama geri kalan şeyleri yapmadığını farz ediyoruz, yani futbolcuysa futbolculuğunu bilsin başka bir şey yapmasın diyoruz. Diğer meslekler için talep etmediğimiz bir yapıyı, yani ”Sen bilim insanısın bilimini yap başka işe karışma.” halini  toplumun diğer yerlerine uygulamıyorsak buraya da uygulamamalıyız. Her bilim insanı hayatının pek çok yönünü kapsayacak şekilde zaten bilimi hayatının bir parçası yaparak hayatını kuşatması hayatının sadece bilim olması anlamına gelmiyor. Hayatınızın içine entegre edebilmek onu doğal bir şekilde özümseyebilmek anlamına geliyor. Öyle yapınca müzik de yer alıyor, kültürel başka faaliyetler de yer alıyor, politika da yer alıyor yani insan gereği ne varsa yer alabiliyor hayatınızda. Ben derseniz, ben de çok farklı değilim günlük hayatımda. Yaptığım iş evet fizik ve zevk aldığım için şanslıyım. Ama müzikten de zevk alıyorum, gülmekten de zevk alıyorum, politikadan da zevk alıyorum dolayısıyla her kişiyi öyle ele almak gerektiğini düşünüyorum. Toplumdaki stereotip yapının biraz kırılmasına gerek var diye düşünüyorum.

 

”Hepsi yeni bir keşif anıdır o yüzden biraz pişman olun.”

 

3. Fizik okurken hiç pişman oldunuz mu ?

Pişman olduğum, evet oldu defalarca pişman oldum genelde sınavlardan bir gün önce oluyor. Final öncesi ya da vize öncesi genelde bir pişmanlık olur tabii ama bu tatlı bir pişmanlık. Keşke fizik yapmasaydım başka bir şey yapsaydım demediğim için ben şanslıyım tabii bunu söylemek de kötü bir şey değil yani pişman olduğunuzu fark ettiğiniz anda zaten çok geç olmuyor. İnsanlar fizik istediğini zannedip aslında nörobiyolojiden hoşlandıklarını fark edebilirler daha sonra keşke fizik yazmasaydım biyoloji yazsaydım deme anı onu kötü etkilememeli. Bunların hepsi yeni bir keşif anıdır o yüzden biraz pişman olun, bu korkulacak bir şey değil zaten o küçük pişmanlıklarla insan istediği yerlere ulaşıyor. Bir de fiziğin ekstra bir özelliği var; bu konuda rahat olmamı sağlayan fizikçiler olarak genelde dört yıllık fizik eğitimi sonunda ”Ben artık her şeyi biliyorum.” demiyoruz. Lisans eğitimi çok daha işin başı kalıyor, bu işin yüksek lisansı, doktorası falan var yani anlayacağınız ömür boyu gidiyor ama fiziğin verdiği bir avantaj esnek bir öğretim olmasıdır. Konuyu fiziksel bakış açısından ele almayı öğreniyorsunuz; bunu yaptıktan sonra branşlaşmaya gidiyorsunuz, bunun içine örneğin nörobiyoloji bile girebiliyor. Nörobiyolojiye fiziksel bir açıdan baktığınız zaman kendinize o pencereyi açıp her şeyini bilmiyorsanız bile en azından girişi yapmanıza imkan veriyor. Fiziksel yaklaşım dolayısıyla, ben öğrencinin lisans okuyan arkadaşlarımızın, fizikten fizikçi ve fizik öğretmenliği olarak iki meslek çıkarmamasını, fizik okumuş bir insanın pek çok şey yapmaya yetisi olduğunu bilmelerini istiyorum. Örnek olarak Cambridge Üniversitesi mezunlarının %40’ının fizik yapmadığını, hatta yüksek lisans bile yapmadığını,fizik bölümünü yüksek bir ortalamayla bitirdiklerinde şirketlerde ve çeşitli kurumlarda çalışmaya başladıklarını görüyorum. -patent ofisi de olabiliyor bu- Örnek veriyorum, çünkü problem çözmeyi öğrendiğiniz zaman bu sizi çok değerli kılıyor.

 

”Fiziğe olan ilgi zamandan veya coğrafyadan bağımsızdır.”

 

4. 2018 Türkiye’sinde, milenyum kuşağında olsaydınız neleri düşünerek fizik seçerdiniz, temel bilim okumak isteyenlere tavsiyeleriniz var mı ?

Aslında sorunun arka planında başka bir endişe var. O da günümüz Türkiye’sinde fizik okumak iyi mi, sonumuz ne olacak, şimdi fizik lüks mü kaçar yoksa geleceğimi güvene mi alayım gibi sorular soruluyor diye anladım ben. Fiziğe olan ilgi zamandan veya coğrafyadan bağımsızdır. Şu an siz, çevrenizden mutlu değilseniz muhtemelen ben de on sekiz yaşımda mutlu değildim. Ekonomi şimdi iyi değilse o zaman da iyi değildi, dolayısıyla etrafınızda her zaman güvenli meslek olarak işe bakan insanlar olacaktır, sizi ikna etmeye çalışan. Buradaki asıl konu; sizin gerçekten bir bilim dalına ilginizin olup olmadığıdır. Eğer çok ilginiz varsa bunu yapabildiğinizi de az çok biliyorsanız o zaman bu işi iyi yapacaksınız. Bu size garanti meslek vermiyor evet ama bir şeyi seviyorsanız onu iyi yapabilirsiniz, onu iyi yaparsanız dört yıllık lisansı iyi bir dereceyle bitirebilirsiniz, iyi bir dereceyle bitirmek de pratik olarak size bir sonraki basamak için yol açar. ”Sevmediğimiz bir sınava,  sevmediğimiz bir konuya çalışmak.” bunu bir de dört sene yaptığınızı düşünün. Sırf stabil bir mesleğiniz olsun diye bu dört senenin içinde stabil bir notla bitiremezseniz. Yine sizin iş probleminiz olacak nasıl olsa. O yüzden gerçekten zevk aldığınız, öğrenmek istediğiniz konulara yönelin. Eğer bu fizikse çekinmeyin yazın diyorum ve tekrar söylüyorum fizik yazmanızın alternatifi mühendislik okuyup kariyer yapmak değil. Temel bilimler okuduktan sonra da gerek mühendislik gerek çok alakasız başka konulara yönelmeniz çok basit. Bu yüzden zaman ve coğrafyadan bağımsız olmanız gerek. Evrenin sırrı dediğinizde 2018 yılında mı 1987 yılında mı olduğunuz fark etmiyor. O sır orada hep var. Dolayısıyla ilgilerinizin peşinden gidin derim ben.

  1. Fizik okumak isteyenlere tavsiyeleriniz var mı?

Hangi bölüm hangi üniversite diye soruyorsanız eğer direkt o üniversitelerle irtibata geçsinler. Kendileri karşılaştırsınlar, kendileri karar versinler. Yani birisine sormasınlar ”ODTÜ mü Bilkent mi?” diye. ODTÜ’den, Bilkent’ten, Koç’tan, İstanbul Üniversitesi’nden, yazmayı düşündükleri her üniversiteden, bilgi alın. Hatta gidip görüp ondan sonra kendileri karar versin.

 

”Yaptıkça seviyorsun, sevdikçe daha çok yapıyorsun.”

 

  1. Yüksek lisansta alanınızı seçerken nelere dikkat ettiniz ?

 Aslına bakarsanız; lisans, yüksek lisans, doktora, doktora sonrası çalışma seçimleri, falan bunların hepsi bir sonrakine geçerken ”Bakalım şimdi ne yapacağım.” diye başlamaz. Onun içindeyken bir diğeri şekillenmeye başlar. Lisansta yüksek lisans düşüncesi başlar, sonra yüksek lisansta doktora konusu yavaş yavaş oturur ve daha derin bir konuya geçilir. Doktora sonrası araştırma için karar verilir, belki yeni bir konu açılır. Dolayısıyla her bulunduğunuz süreç sizi bir sonrasına hazırlar. Bende de oldu bu süreç. Lisans sırasında laboratuvarda çalışırken optikten, ışıktan, lazerden hoşlandığımı fark ettim. Ama o dönem sonrasında salt bunlar değil de daha çok kuantum optiği dikkatimi çekti. Bu da tamamen tesadüfler üzerine kurulu. Bunun da üstüne basmak istiyorum biraz. Tesadüfler çok önemli, hayatınızda tesadüflere yer vermeniz gerek. Hayatım boyunca çok bilinçli olmayı istedim diyen insanlara çok güvenmeyin çünkü öyle olmuyor. Tesadüfler sayesinde fark ediyorsunuz gidebileceğiniz noktayı. Benimki de öyle oldu tamamen tesadüf eseri. Hocalarımdan bir tanesi ilginç bir problem verdi mesela kuantum optikle ilgili bir problem çıktı hoşuma gitti. Hoşuma gittiğini fark ettiği için şunu oku dedi, fark etmese olmazdı. Oradan sonra tetikleniyor içinizde bir şey, top sizde artık. Siz o yaptığınız işten hoşlanıyorsanız işin peşinden gidiyorsunuz zaten bütün meselesi bu bilimin. Bağlanıyor, öğrenmek istiyorsanız o işte muhtemelen daha başarılı olacaksınız ve haz alacaksınız. Bu sizi daha çok motive edecek, daha çok çalışacaksınız. Burada bir döngü vardır; insanlar sevdiği işi yapsın bıraksın değildir, yapamadığın işi sevemezsiniz istediğin kadar seviyorum de. Dolayısıyla yaptıkça seviyorsun sevdikçe daha çok yapıyorsun. Bu birbirini besleyen bir şey oluyor.

  1. Sizce şu an fizikte daha çok neye yoğunlaşılmalı ?

Fizikte bazı konuların -bazı daha popüler olan konuların- ciddi bir süredir zaten farkında olup çalıştığımız konular olduğu -ki buna da kuantum dahil- bi gerçek. Bunun dışında yeni konular çok fazla fizikle eşleşmeyen konular olacaktır ve bunlar da benim gördüğüm kadarıyla  örnek olarak interdisipliner yapılar, fizikle biyolojinin birleştiği yerler, beyne giden yolun fiziksel yaklaşımı vs. Bütün bunların üzerine de katıhal fiziği demek yerine benim düşündüğüm düşük enerji fiziği. Çünkü bir yüksek enerji fiziği var bir de her şeyi kapsayan düşük enerji fiziği var ve bu yaygın olarak devam edecek diye düşünüyorum. Çünkü çok ilginç bir dönemdeyiz. Artık çoğu şeyi network haline getirebiliyoruz. Dolaysıyla bu bize, yapay madde üretmemize ve hatta doğada gözlenemeyen fiziksel olayları yaratmamıza izin veriyor.

”Merak pelerinine sarılmış kişisel mutluluk çabası.”

 

  1. Bilimin kökenini belirleme şansınız olsaydı, kökeni sizin için ne olurdu ?

Buna tabii tarihsel bir yaklaşımda bulunabiliriz ama ben daha çok kişisel, insani bir şekilde yaklaşmak istiyorum. Aslında işin tamamen bireysel mutluluk ve merak olduğunu düşünüyorum. Bilimle uğraşan kişi, bilimle mutlu olduğu için uğraşıyor. Dolayısıyla bilimin kökü, özü dediğimizde orada merak pelerini altında kişisel bir merak var. Yani ben yeni bir şey öğrenmek ve üretmekten, dolayısıyla yaptığım araştırmalardan dolayı mutlu oluyorum. Bir bilim insanı olarak ”Ben kendim için yapmıyorum, bunların hepsi toplum için.” demeyi doğru bulmuyorum. Tekrar söylemek gerekirse bu kendini besleyen bir şey. Yani merak pelerinine sarılmış kişisel mutluluk çabası.

 

”Ufuk çizgisinin daralması”

 

  1. Motivasyon kaynağınız nedir ?

Bu konuda aslında biraz ”Don Kişotluk” gerekiyor. Yani yılmadan çalışın demenin biraz daha enteresan bir versiyonu bu. Olmama olasılığı yüksek olan şeyler; örnek olarak akademik pozisyon bulma olasılığı düşük. Gerçi bu akademinin genel problemi. Her neyse burada da aynı şeyi yapıyoruz. Burada da bir sürü öğrenci mezun oluyor. Bunların %60’ı yüksek lisansa gidiyor. Sonra yüksek lisansa gidenlerin %40’ı doktora yapıyor. Doktora yapanların da %20’i akademik kariyerde kalıyor. Daha sonra bu doktoralıların %10’u akademik pozisyon bulsa başarılı diyoruz. Yüzdeleri biraz abarttım belki, ama o üçgen yapıyı anlatabildim umarım. Evet bu üniversite çok iyi diyoruz. Peki geri kalanlar ne yapıyor? O zaman işte geri kalanların da başka işler yapması gerekiyor. Tabii bu tercihen de olabilir, mecburiyetten de. Olasılıklar azaldığında, o ”ufuk çizgisinin daralması” dediğimiz, kendi kendilerine karar veriyorlar. ”Yok ben daha fazla devam edemeyeceğim.” diye. Bunu işte sahada tutmak gerek. Evet motivasyon önemli ama kuru kuru motivasyon da bir süre sonra yetmeyebiliyor. Sırf motivasyonla yıllarca doktorada kalırsınız daha sonra vazgeçmek zorunda kalırsınız. Yani önemli olan her aşamada olasılıkları değerlendirip ”Sırf ”İstiyorum.” diye ters yöne zorluyor olmamak. Realistik pozisyonları yakalamak gerekiyor.

İkincisi, arada fark etmediğimiz küçük yollar çıkıyor karşımıza. Biraz onlar için gözümüzü açmamız gerekiyor. Mesela yıllar önce ”Ben yüksek enerji fiziği okuyacağım.” diyen adam şu an burada hayvan fizyolojisi profesörü. Ama gelin görün ki fizik okudu ve fizyoloji derken hayvanın dinamiğini fizik konusu içinde çalışıyor. Yani hiçbir öğretmen size ”Fizik oku sonra hayvan fizyolojisi çalışırsın.” demez. Bu sizin kendi yaratacağınız fırsat, o yüzden motivasyon kısmında biraz realistik olup kendi hayatınızdaki gözleme devam ederek daha sonra belli bir dozajda ”Ben bunu beceririm ilginç olanı bulurum, yaratırım.” ruhuna sahip olmak gerekiyor. Evet benim de motivasyonumu kaybettiğim zamanlar oldu iş belirsizlikleri açısından. Doktora biterken şimdi ne yapacağım, nasıl yapacağım, hangisi iyi olur, soruları normal ve doğal, yani bunları yaşayın. İş belirsizliği güzel bir şey, bunu yaşamanız gerekiyor. Çünkü işe başladığınızda artık bu belirsizlik kalmıyor ortada ve yaşayamıyorsunuz mecburen. Dolayısıyla hayatın o çatallarına denk gelirken, o heyecanın hakkını verin. Yani evet o sıkıntıyı yaşayın ama o kendinize olan güveninizi kaybetmeyin, gerekirse kendinize üçüncü bir yol bulursunuz.

 

”Soruyu çözebilmek değil de aynı soruyu ya da denklemi farklı bakış açılarından yorumlayabilme yetisi.”

 

  1. Bilim insanı olmanızda Bilkent size ne kattı?

Bilim insanı olmamda çok büyük katkısı var. Bunda en büyük katkısı üniversiteyi bir ders yapılan, ders verilen ve meslek sahibi üreten değil de öğrenmeyi keşfetmeye imkan veren bir oyun havuzu haline dönüştürmüş olan o yapıdır. Bunun bilim insanı olmamda çok büyük katkısı oldu diyebilirim. Yani sadece çok iyi ders anlattıkları için değil. Fiziğin nasıl sevileceğini nasıl öğrenileceğini fark ettiğimden araştırma laboratuvarına girip öğrenci olarak sabahlara kadar deney yapmamıza izin vermelerinden, gayet donanımlı kütüphanesinde araştırma teşviğine götürmesinden, derslerdeki bize öğretilenler dışında bu konuyu hangi kitabın daha güzel anlattığını merak etmeye kadar iten bir yapısı olduğunu düşünüyorum Bilkent’in. Soruyu çözebilmek değil de aynı soruyu ya da denklemi farklı bakış açılarından yorumlayabilme yetisi. Bilim biraz da budur zaten. Bilim yoksa sadece o denklemi çözmüş olmak değildir. Bunu bana öğretmeleri benim için en büyük artıydı.

  1. Fiziği lisedeyken hocanızın size verdiği kitaplar sayesinde sevdiğinizi biliyoruz. Peki ya kuantuma olan ilginiz ne zaman ve nasıl başladı ?

Yine dediğim gibi tesadüf eseri aslında. Fiziğin hangi dalıyla ilgileneceğim de lisans biterken üçüncü sınıfta az çok başladı. İkinci sınıfta optikle ilgilenmek istediğimi fark ettim. Ama birinci sınıftayken teorik fizik yapacaktım, ikinci sınıfta deneysel de çalışabilirim galiba hoşuma gitti dedim. Üçüncü sınıfta optikle ilgileneceğim dedim bu arada bunlar hep laboratuvar deneyleri sayesinde oluşan şeyler. Yani deneme yanılmayla. Daha sonra optikle bir şeyler yapabilirim lazerle falan ne yapabilirim derken temiz odada bir deneyimim oldu ve daha sonra temiz odaya girmekten hoşlanmadığımı fark ettim. Tekrar üstüne basmak gerekirse deneme yanılma yöntemiyle neyi sevip sevmediğimizi bulabildiğimiz şeyler. Yine biraz  tesadüf Bilkent’te Alexander Shumovsky ve Tuğrul Hakioğlu adlı hocalarımızın kuantum optik üzerine olan çalışmalarını takip etmem ve onlardan yeni bir şey öğrenmem, onlarla proje yapmam, onlardan kitap almam falan hepsi beraber birleşti ve bu konuya dair ilgim olduğunu fark ettim. Zaten böyle konu seçerken ”Menüdeki en iyi yemeği seçeyim.” telaşında olmamak gerekiyor. O menüde her yemeğin güzel, enteresan bir yanı var. Fizikte her soru ilginç, yeterince üstüne gittiğiniz zaman. Ayrıca o sorunun ilginç olmasını yaratan sizsiniz. Zaten yeterince merakınız varsa illa bir yerlere varıyorsunuz.

12.İş dışında vaktiniz nasıl geçiriyorsunuz? Hobileriniz var mı?

Çok fazla zamanım olmuyor aslında, o kadar çok bir zamanım yok ama olan zamanımda genelde film, müzik bunlar çok standart benim de ulaşmaya çalıştığım konular oluyor. Hem rahatlamak amaçlı hem gene keşfin farklı bir yönü. Sergiye gitmeyi çok severim dolayısıyla elimden geldiğince yapıyorum. Fotoğraf çekmek çok zevkli olduğu için, insan sürekli etrafına bakarak gezinmeye başlıyor fotoğraf çektikçe, o hal hoşuma gidiyor. Çektiğim fotoğrafların çok iyi olmasından değil, o gözü açıp etrafı fark etmeye yönelik bir hal,            o hoşuma gidiyor. Bu kadar aslında çok enteresan bir şey yapmıyorum. Sinema, müzik, sergi, kitap vb.

 13.Bir röportajınızda ” İnsanlar birebir ihtiyacı olmayan şeyleri merak eder.” demiştiniz, neden diğer canlılardan farklı? Ya da burada insanı mı vurgulamak istediniz?

Diğer hayvanlarla bizim farkımız var çünkü evrimde geldiğimiz nokta kendimizin farkındalığını arttırıyor iç güdünün ötesinde. Farkındalığı çevresinde geçmiş ve geleceği fark eden bir yapıya sahip olmuş olmamız dolayısıyla kendi kendini eleştirebilen bir yapı oluyor. Olay tamamen bu. Bundan belli bir zaman sonra başka bir canlıda o hale gelebilir. İnsanlık ortadan kalkabilir. Muhtemelen diğer canlının da böyle bir şeyler yapabileceğini düşünüyorum. Düşünce yetisinin, iç güdüden bilinçli karar ve dolayısıyla bilinçsiz karara giden, yani iç güdü bilinçli karar verdirmez. Otomatik olarak bir mekanizma vardır ve o çalışır. Karar verme yetisi gelince, yanlış kararlar verme yetisi de başlıyor. Dolayısıyla insani dengesizlik ortaya çıkıyor, güzel bir şey o. Tahmin edilemezlik hali fırsatları ölçüyor. Dolayısıyla insan aslında, ”Yapmaması gerekirken merak edebiliyor.” merak etmemesi gereken şeyleri edebiliyor, yapı olarak. Kendi varoluşu için aciliyet gerektirmeyen soruları da merak edebiliyor buna hata diyebiliriz aslında ama şu soru : ’’Güneş mi bizim etrafımızda dönüyor biz mi güneşin etrafında?’’ sorusunun hiçbir yararı yok, merak etmenin de yararı yok ama bizim hayatta kalmamız için hiçbir yararı yok. Ama işte öyle olmuyor insanın yaklaşımı hani gülü seven dikenine katlanır gibi ikisi beraber gelmesi gerekiyor. Beni direkt ilgilendirmeyen şeyleri merak etmem, eş zamanlı olarak topluma yararlı olur mu diye düşünmemem de yaptığım araştırmanın beraberinde geliyor.

  1. Bize bir film, bir kitap, bir şarkı önerir misiniz? Bir de çizgi roman önerisi alabilir miyiz?

Çizgi roman olarak Whiteout adlı ilginç bir çizgi roman var, onu öneririm. Film olarak Brazil filmini öneririm, çok güzeldir. Müzik olarak daha bugün laboratuvarda dinleyip yeni keşfettiğimiz Rodrigo ve Gabriela (Rodrigo y Gabriela) diye iki tane gitar çalan kişi : bir erkek ve bir kadının çok güzel bir albümleri var bugün dinledik daha çok hoşumuza gitti. Kitap olarak ise en son önerdiğim Carlo Rovelli’nin Order of Time adlı kitabını önereyim, fizik bilenler ve bilmeyenlere önerebilirim. Bunlar özellikle en çok beğendiklerim değil ama bu aralar tavsiyelerim diyelim.

BONUS BİR CEVAP DAHA VAR!

”Eşitsizliği ortaya çıkarmak”

Peki sizin bize sormak istediğiniz sorunuz, öneriniz var mı?

Var, Bilim Kadın projesi nasıl başladı? Tetikleyen bir şey oldu mu?

( Bu cevap sonrasında yazarımız Sena Nur Yılmaz, lisede öğretmeni ile yaşadığı probleminin sonucunda,  yine yazarımız Sara Jiyan Sürer ile Kadın Bilim’i açmaya karar verdiği anlatır. Problem ise öğretmenin, Sena’ya kadın bilim insanı olamayacağını çünkü kadınların bunu yapamayacağını söylemesidir. )

Peki siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

 Evet, Türkiye’de hatta dünyada çözmemiz gereken şeylerden biri de bu. Bugün bilim insanı kim diye sorduğumuz zaman genel olarak erkek olanları öncelikle sıralıyor herhangi bir liste. Bu gene bilinçsiz mantık dediğimiz şey, buna karşı da savaşmak gerekiyor. Aslında göründüğünden daha fazla kadın araştırmacı var. Bu arada, ilginçtir, Türkiye’deki akademik kurumlarda yer alan kadın yüzdesi diğer ülkelerden yüksek. Türkiye’de kadın, bilime yöneliyor bu çok güzel bir şey gibi görünüyor, fakat ondan sonra daha çok eğitimci, öğretmen, okutman sıfatıyla tutuluyor gibi gözüküyor ve üst kademelere baktıkça kadın yüzdesinin çok azaldığını görüyoruz. Yani bir şekilde o kariyer yolu kadınlara bir şekilde sunulmuyor. Her yerde bu trend var, ama Türkiye’de daha keskin.

Tarihte de böyle. Kadın araştırmacılar erkeklere oranla çok az, ama göründüğünden fazla kadın araştırmacı var ve önce onları tanımak gerekiyor, var olduğunu bilmek, daha fazla olduğunu fark etmek gerekiyor. Bu yönde çalışan Jess Wade adlı bir arkadaşım var İngiltere’de. Jess, bilim iletişimi ve bilimde kadın konusu üzerine bir aktivist. Bir kampanya başlatmıştı, Wikipedia’da erkek bilim insanlarının pek çok sayfası varken kadın bilim insanları çok az sayfaya sahip, bazı tanınmış olanların bile sayfası yoktu. Dolayısıyla, bakmak istediğiniz de ulaşamıyorsunuz onlara.350 Wikipedia girişi yaptı.Büyük işler başarmış kadın bilim insanlarını Wikipedia’ya taşıdı. Böyle daha birçok faaliyet var, ve bence kadın hareketi içindeki farklı oluşumlar hem etkin hem birikimli. Erkek egemen akademik yapının da, daha genel olarak erkek egemen toplumun da, bu konuda ne yapmak gerektiğini kadın hareketinin kendisine sorması gerek. Amacımız eşitsizliği ortaya çıkarmak, daha ne derece olduğunun bile çok farkında olmuyor insanlar.Her şey tek taraflı, yani erkek egemen bir açıdan yaklaştığımız  için bu her tarafa yansıyor. O yüzden sayıca eşit olalım değil, ilk önce; uzun süredir eşit değildi, bunun sebebini ilk görmemiz gerekiyor, eşitsizliğin büyüklüğünü anlamamız gerekiyor, ve tabii bu yapının neden yaratıldığını. Dolayısıyla bu tür faaliyetlere, sizin de Kadın Bilim’de yaptığınız şeye destek veriyorum, söyleyecek çok sözünüz olacaktır.

Değerli Bilim insanı Mete Atatüre bize ayırdığı zaman, cevapladığı sorularımız ve verdiği değerleri cevaplar için teşekkür ederiz.

Bu arada pek hoşumuza giden bir olayı da not düşmek isteriz:

Sayın Atatüre tüm Kadın Bilim okuyucularına selamlarını iletirken, biz de bize attığınız ”mesajlarınızdaki mesajları” ilettik.Ayrıca kendisine bilim kedisi Mietziko’yu çok öptüğünüzü söyleyince,hocamızın adeta gözlerinin içi gülerek teşekkür etti. Biz de bize verdiği ve kattığı değer için teşekkür eder, bir kere daha selamımızı söyler, bilim kedimizi öperiz!

 

  • Röportaj Yapan Yazarlarımız ve İletişim Adresleri:
  1. Sena Nur Yılmaz – papatyaa1903@gmail.com
  2. Sara Jiyan Sürer – surersara@gmail.com
  3. Nazlıcan Talan

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here