Konu “Soğuk” Savaş’ın olanca sıcaklığında geçtiğinden son derece netameli. Doğrusu, uzay programında her şey Sovyetler için, hem de gayet iyi gitmekteydi. Yani ilkler konusunda halen öndeler diyebilirim. Örnekleri özet halinde saysak bile özet olmaktan çıkar: ilk kıtalar arası balistik füze (R-7), ilk uydu (Sputnik – 1 / 1957), Dünya yörüngesine ilk canlı taşıma görevi (Sputnik – 2’deki köpek Layka ki görev esnasında meydana gelen bir arızadan ötürü maalesef yaşamını yitirmiştir.), uzayda ve Dünya yörüngesinde ilk insan (Vostok – 1’deki kozmonot Yuri Gagarin), uzayda ve yörüngedeki ilk kadın (Vostok – 6’da kozmonot Valentina Tereşkova; 1984’te uzayda yürüyen ilk kadın da bir Sovyet vatandaşı olan Svetlana Savitskaya’ydı), ilk uzay yürüyüşü (Voskhod – 2’de kozmonot Aleksey Leonov), Ay’la ilk çarpışma (Luna – 2), Ay’ın karanlık tarafının ilk görüntüsü (Luna – 3) ve insansız olarak Ay’a yumuşak iniş (Luna – 9), ilk uzay gezgincisi (Lunokhod – 1), otomatik olarak ayıklanan ve Ay’dan Dünya’ya getirilen ilk örnekler (Luna – 16) ve ilk uzay istasyonundan (Salyut – 1) oluşmaktadır. İlk gezegenler arası sondalar, kayda değer başka kayıtlar içeriyordu: Venera – 1 ve Mars – 1, sırasıyla Venüs ve Mars’a uçmuş, Venera – 3 ve Mars – 2, ilgili gezegen yüzeyi ile çarpışmış ve Venera – 7 (Venüs hedefli Venera projesinin azametini ayrı bir köşeye koymak gerek bence -hatta ayrı bir yazı konusu bile olabilir- ve Mars – 3 bu gezegenlere yumuşak iniş yapmıştır. Arada kaynayıp da burada satırlara dökemediğim çalışmalar da mevcuttur diye düşünüyorum.

Görselde bir kozmonot var.
 Yeni bir paragraf başı yaptım; zira giriş, resmen gövde gibi oldu. Velhasıl, tüm bu başarılara karşın ve ABD’ye bir dönem ciddi fark atılmışken niye Ay’a gidilemedi? Yoksa istemediler mi? Aslında istediler çünkü devir, propaganda devriydi. Birtakım analizlerim sonucunda bu sebepleri birkaç başlık altında toplamayı uygun buldum.
Başlıklara geçmeden önce Ay’a gidişle ilgili bir paragraf da uzay yarışının diğer cenahı Amerika Birleşik Devletleri’ne açmak istiyorum. Apollo – 17 ile 1972’de son bulan Ay seferlerinin fitili, Başkan John Fitzgerald Kennedy tarafından 12 Eylül 1962’deki söyleviyle ateşlenmiştir. Bu işte gerideyken birazdan anlatacağım bazı sebeplerden mütevellit öne geçmişler ve herkesin malûmu olduğu şekilde Ay’a gidişte de kendileri ilk olmuştur. Fakat hiç şaşırmayacağınız şekilde, kapitalist toplumun bir “cilvesi” olan reytingler, özellikle de ilk heves alındıktan sonra, Ay seyahatleri mevzubahis olunca zamanla düşmeye başlayınca bu proje rafa kaldırılmıştır.
 Dönelim konumuza ve ilk başlığımızı açalım:
1- Bürokratik Engeller: Sovyetlerde bürokrasi, uzay programına olan zararları şöyle dursun, devletin çöküşüne kadar uzun boylu olan tesirdeydi. Her neyse, şimdilerde bilim insanı diye anılanlarda bile içi geçmiş bir retorik olan “Siyaset yapmayın, bilim yapın!” sloganının gerçek hayatta karşılığının olmadığına gayet iyi bir örnek olan Sovyet uzay programı, siyasî ve askerî organlara biraz fazla bağımlı olduğundan; ayrıca o zamanın ruhu gereği “gizlilik”in ön plana çıkmasından kaynaklı işleyiş yavaşlamış ve otonomluğunu yer yer kaybetmiştir. Bilimsel çalışmalar da yönetim reflekslerinden bağımsız olamayacağı için ortaya bu tip sorunlar çıkması kaçınılmazdır. Ay’a ilk giden olmanın cazibesine kapıldıklarını daha önce belirttim; lâkin olay öncelikli olmaya gelince, kıtalar arası füzelere ilişkin aktivitelere Sovyetler Birliği Komünist Partisi (SBKP)’nin özellikle genel sekreterlik düzeyinde daha bir sıcak bakıldığı da yalan değildi. İlave olarak, NASA gibi nispeten özerk ve tamamen bu işe odaklı bir kurumun olmaması da bu hantallıkta bir diğer etmendir.
2- İktisadî Engeller: Hakikaten o zamanlarda bir süper güç olan Sovyetler Birliği, “Buran” adlı bir uzay mekiğine sahip olacak kadar kudrete sahipti. Ancak o dönemde bile 2/3’ü kapitalist olan dünyada sosyalist bir ekonomiyi (sosyalizmin ilk tecrübesi olduğunu da unutmayalım) yürütmenin zorlukları aşikârdır. Gel gelelim zamanla yönü değişen rüzgârla birlikte ve insanlığa bir hizmet olarak görülmesi gereken bir faaliyetin salt ABD’yle yarışa ve gövde gösterisi düzeyine indirgenmesi, var olan kaynakları da tükenme noktasına getirmiştir.
3- Kişilere Bağımlılık: İlk “uzay insanı” olan Gagarin gibi devasa bir ismin rutin bir uçuş görevinde geçirdiği kaza sonucu hayatını kaybetmesi; devrimin 50. yılı münasebetiyle ve Lenin’in doğum gününe yetiştirme hırsından ötürü yeterince test edilmeden uçurulan Soyuz – 1 kapsülü çakılınca ölen Vladimir Mihayloviç Komarov’un yarattığı boşluk, liyakati had safhada gerektiren böyle bir işte derin manada hissedilir etkiler bırakacaktı.

Görselde elini aya doğru tutan üstünde turuncu salaş bir kıyafet olan birey var.

 Bu konuya dair verilebilecek bir diğer örnek de mühendislik noktasında ortaya çıkan rekabet ve anlaşmazlıklar bütünüdür. İnsanlı Ay yolculuğu konusunda kararlı bir yetkili olan mühendis Sergey Korolev ile roket tasarım uzmanı Valentin Glushko arasındaki uyuşmazlık, yine Korolev’in ölümünden sonra yerinin doldurulmasının güçlüğü ve yol açtığı zaman kaybından bahsetmek mümkün.
4- Teknik ve Altyapısal Yetersizlikler: İnsanlı bir uçuş için olmazsa olmazlardan biri de uygun rokettir. Hayatî sonuçlar yaratan böyle bir faktör üzerinde olağanüstü bir mesai ve emek harcamak kaçınılmazdır. Korolev henüz hayattayken, Glushko yerine Nikolay Kuznetsov’u atamıştı. Bu görevin altından kalkabilecek roket motoru üretmek için teknik bilgi ve endüstriyel noksanlık, aynı zamanda politik – bürokratik engeller, Kuznetsov’un elini kolunu bağlıyordu. Ancak tüm bu zorluklara rağmen ilerlemeye devam edildi. Amerikalıların 5 büyük motorlu roket modeli yerine 30 küçük motorlu yenilikçi bir model denenecekti. İyi yanları kadar kötü yanları da olan bu roketin, başta yakıt sistemi olmak üzere (çok sayıda motorun getirdiği bir zaaf), arıza yapma olasılığı yüksekti. İtiş gücüyse Amerikan Satürn -5’e nazaran çok daha fazlaydı. Vazgeçmeyen Sovyet bilim insanları bütün bu sorunların üstesinden gelmek üzereyken “kader” ağlarını örer ve 1966’da Korolev ölür, yerine gelen Vasily Mishkin ise siyasî nüfuz bakımından Korolev’in oldukça gerisindedir.
Sıra deneme aşamasına geldiğindeyse yeni sorunlar ortaya çıkar. Bu kadar fazla sayıda motoru aynı anda tecrübe etmek neredeyse olanaksızdır. Üstüne üstlük, roketlerin nakliye sorunu peyda olur. Çünkü o denli büyük hacme sahip bir roketi taşıyacak vasıtalar olmadığından adeta portatif dolaplar misali sök – tak metodu elzem olur; dolaysıyla, ihtimaller dâhilinde de olan koca bir zahmet Sovyet yetkililerin kucağındadır.
İlk iki denemede çakılan roketler (ikinci denemede infilak da olmuştu, tüm yakıtın alev almayıp patlamanın şiddetinin büyümemesi de bir şanstı), programı geriye atar ve bu süre zarfında Amerikalılar Ay’a ayak basmıştır bile (Sovyetler Birliği, Apollo – 11 için bir kutlama mesajı yayımlamıştır). Yine de pes etmeyen Sovyetler bir kez daha muvaffak olamaz. Sıra 4. denemeye geldiğinde yıl artık 1972’dir. İş 5. denemeye kalmadan Sovyetler bu sevdadan cayar!

Görselde, Time dergisinin Yuri Gagarin'i paylaştığı fotoğraf var.
Tevatür odur ki bir kere daha deneselerdi başaracaklardı ama peş peşe gelen başarısızlıklar artık bir maliyet sorununu da gündeme getirmişti. Bu iptal bile kamuoyundan gizlenmişti çünkü ABD, kendilerinin bu işi bıraktığını bilmemeliydi. Ancak, bu denemelerde geliştirilen NK-43 adlı motorlar son derece başarılı bulunur ve ABD dahi bunlara talip olur.
İzleyen yıllarda iç gezegen kâşifi sondalara ağırlık veren Sovyetler, Venera gibi, bana göre, muazzam başarılara imza atmıştır. Düşünün ki “Şayet bir cehennem varsa işte orasıdır!” diye nitelenen Venüs’e, Venera – 13 ve ikizi 14’ü gönderebilme başarısına ulaşıp kurşunu eritecek sıcaklığın, koca bir arabayı da teneke kutu misali ezebilecek basıncın hüküm sürdüğü Venüs’te (Venüs ismiyle ne de tezat!) yaklaşık 1 saat veri göndermeyi hem de 40 yıl öncesinin teknolojisiyle mümkün kılan Sovyetler Birliği’nin o kısa tarihinde bile değme “babayiğitler”, kendilerinin 180 derece zıt kutbunda konumlanmışken bilimde açtığı çığırın tıpkı dünya siyasî ve sosyal tarihinde açtığı çığır kadar derin olduğu savına kanaat getirmek için bir hayli güçlü deliller olduğu kanısını taşıyorum. Ayrıca, 1917’de kurulduktan hemen sonra çıkan iç savaşla hırpalanan (Bu savaş, devletin kuruluş ilânını, Beyaz Ordu’nun kesin olarak yenilgiye uğratıldığı yıl olan 1922’ye kadar geciktirmiştir); 2. Dünya Savaşı’nda 22 ilâ 27 milyon arasında insan kaybına uğrayan (savaştaki toplam can kaybı 60-70 milyon civarındadır) bir ülkenin baştan aşağı yeniden kuruluşundan 40 yıl, atlattığı korkunç  savaştansa yalnızca 12 yıl sonra başarılı şekilde uydu fırlatabilecek düzeye yükselebilmesi, bana göre takdiri sonuna kadar hak etmektedir.

Dipnot: ABD’nin Ay’a diktiği bayrakların Güneş’in saçtığı radyasyondan ötürü beyazlaştığı söylenmektedir -eldeki gelişkin teleskoplar vasıtasıyla, Ay yüzeyinde yanan bir mum dahi görüntülenebilmektedir-. Zaman zaman aklımdan geçmiyor değil hani; dış uzaydan, filmlerdeki gibi, bir istilâ hareketi olsa teslim bayrağı çektiğimizi mi düşünürlerdi, kim bilir?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here