Öldürülen onlarca kadının anısına bir haykırış.

Geçenlerde öğrencisi tarafından öldürülen gencecik bir kadının haberini aldık. O kadar çaresiz hissettim ki kendimi, günlerce bu konu hakkında tek kelime bile edemedim. İlk defa bir korku bu kadar yakından hissettirdi kendini bana. Geleceğimi düşündüğümde böyle bir olayın benim de başıma gelebileceği o kadar olasıydı ki kendimi rahatlatacak bir bahane bulamadım. Yine eğitilmemiş hastalıklı insanlar, yine hiçbir suçu olmadan yitip giden bir can, yine arkasından sadece bir kaç cümle söz edebilmek dışında elinde hiçbir şeyi kalmayan bizler… Sahi, ben bu yazıyı yazıp vicdanımı rahatlatıyorum değil mi? Sizler de okuyup bana hak veriyorsunuz, birkaç dakika sonra rutinlerimize devam ediyoruz. En çok da kadının ailesini ve yakınlarını düşünmek acı veriyor bizlere. Ömürlerinin sonuna kadar içlerinden atamayacakları acı. Ama üç gün sonra unutuyoruz her şeyi. Ha, belki ölüm yıl dönümünde birkaç cümle söz yazıp sosyal medya hesaplarımızdan paylaşırız. Tıpkı diğer kadınlara yaptığımız gibi.

İşin en kötü yanı şu: insanların zihniyetini değiştiremeyeceğimiz gerçeği. Ben bu çaresizlik altında eziliyorum. Evet, bununla savaşmak isteyen bilinçli bir kesim var. Ama savaşılması gereken kesim ve sorunlar o kadar büyük ki! Toplumdaki eşitsizlikle savaşmak için uğraşıyoruz, diğer yandan öldürülen onlarca kadına engel olamıyoruz. Sesini duyurmak isteyenlere yardım edemiyoruz. Bir kadın ‘peşimi bırakmayan biri var, çok korkuyorum’ dediği zaman o kadar gündeme gelmiyor da, o şahıs tarafından öldürülüp haberlere çıkınca hepimiz kahroluyoruz.

Sokağın ortasında eşi tarafından şiddete uğrayan kadın çığlık çığlığa bağırırken tek bir insan bile gelip yardım etmiyor. Ben bir kadın olarak yolda yürürken fiziksel tacize uğradığım zaman olayın şokuyla sesimi çıkaramıyorum, arkamdan o kişilere bakınca kahkahalarla güldüklerini görüyorum. Sesimi çıkarsam, bağırsam çoğunlukta olduklarını görüyorum. Beni bir kenara çekip şiddet uygulasalar etrafımda kimsenin yardım etmeyeceği gerçeği vuruyor yüzüme. Ağlıyorum, sadece ağlıyorum. Olayın etkisini günlerce üzerimden atamıyorum. Onlar gülüp eğleniyor, hayatlarına devam ediyor. Gece sokakta kısacık bir mesafeyi yürümek zorundayken bile kasılıyorum. Başıma bir şey gelme ihtimalinden çok ‘gece o saatte orada ne işi varmış’ sözünü aklıma getiriyorum. Etek giyerken maruz kalacağım sözlü ve fiziksel tacizleri düşünüyorum. Bununla kalmıyor tabii ki, tecavüze de uğrayabilirim.

Bir akşam toplu taşıma aracına biniyorum, tecavüze direniyorum. Yakılarak öldürülüyorum.

Eve giderken erkek arkadaşım tarafından vücudum parçalara ayrılarak öldürülüyorum.

Patronlarım tarafından bir plazada cinsel saldırıya uğruyorum. Darp ediliyorum. Camdan aşağı atılarak öldürülüyorum.

Eşimden boşanmak istiyorum. Bu yüzden eşim tarafından defalarca bıçaklanarak öldürülüyorum.

Türkiye’den Ukrayna’ya okumak için gidiyorum. Eski sevgilim Ukrayna’ya kadar geliyor. Öldürülüyorum. Yanımda gelen arkadaşım da öldürülüyor.

Okuldan çıkıyorum. Eski sevgilim tarafından öldürülüyorum.

Kadın olarak doğmadım. Kadın olmayı seçtim. Sırf bu yüzden yakılarak öldürülüyorum.

Çocuklarımı okuldan almaya gidiyorum, defalarca kafama ateş edilerek öldürülüyorum.

Üniversitede araştırma görevlisiyim. Öğrencimi kopya çekerken yakalıyorum. Birkaç saat sonra yanıma geliyor. Öldürülüyorum.

Bunlar kadın olduğum için mi başıma geliyor? Suç kadın olmak mı, yoksa varolmak mı? ‘Ben’ diyorum. Çünkü hepsi benim. Hepsini teker teker hissediyorum. Acılarını, korkularını, çaresizliklerini. Ama benimle bitmiyor. Biz olmak lazım, bir olmak lazım!

Değiştirmek için ne gerekiyor? Bilinçli insanlar. İşin kötü yani ne biliyor musunuz? Bilinçli insanlar az. Bazen ümitleniyorum. Yavaş yavaş da olsa alıştıracağız, çabalayacağız, başaracağız. Sonra işin en kötü yanı aklıma geliyor: insanların zihniyetini değiştiremeyeceğimiz gerçeği.

Akşam, eve yürüyorum. Sokaklar ıssız, geriliyorum. Kafamda tek bir söz canlanıyor: “o saatte orada ne işi varmış?”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here