bülent ecevit

“Halkçı Ecevit! Halkçı Ecevit!”

1970’lerin ekseriyetine damgasını vurmuş slogandır. Hatırlıyorum da, şu an hayatta olmayan annemin babası, üç ismin fotoğrafını bir çerçeveye aldırmıştı: Atatürk, İnönü ve Ecevit. Kişilik gereği netameli konulara değinmeyi severim. Elbette dayatma niyetim olmadı hiçbir zaman. Günümüz koşulları insanları öyle bir noktaya getirdi ki ehven-i şer özlenir ve olanaklar dahilinde, tercih edilir oldu. Bu yazıda olabildiğince objektif verileri ortaya koyacağım; fakat son karar elbette ki okuyucunun olacak. Çünkü biz, hangi cenahtan olursa olsun gerçekleri görmekten çoğunlukla kaçınan Orta Doğu vatandaşlarıyız. Elbette bir kanıya varmış durumdayım; ancak bende kalmasının uygun olduğunu düşünüyorum. Şimdi denebilir ki ne düşündüğün sanki başlıktan malûm değil mi? O, imlemelerle yapılan basit bir sözcük oyunundan ibaret. Yani kastedilen, “Kara oğlan mı, Kapkaraoğlan mı?”dır. Duygularımızın pozitif yönde işaret ettiğine icazet verip sonrasında sorgulama eylemini tatile çıkarmak işinde pek bir erbap olduğumuzu rahatlıkla söyleyebilirim. Bahsedeceğim şahıs, öyle bir karakter ki sanki Bülent’i ayrı, Ecevit’i ayrıdır. Bazı kişiler vardır ki yani nasıl desem, “doğal dokunulmazlık”a haizdirler. Mohandas Karamçand Gandhi veya ne bileyim, Nelson Rolihlahla Mandela -Madiba- gibilerini bunların arasında sayabilirim. Üzerinde yaşadığımız gezegen bu denli para ilişkilerine gark olmuşken öze doğru bir sondaj yapmak, bence olması gereken tutumdur. Bahsedeceğim olaylar ve kişiler dizisi yakın tarihe ait ama güncel tipolojide küçük burjuva bakış açısından da aşağıda bir lümpenlik ağır bastığından sübjektivizme karşı galebe çalmak kolay değil.
Ecevit’in CHP macerası henüz 1950’lerde başlamıştır. Eşiyle birlikte, Demokrat Parti’nin son derece baskıcı politikalarına karşı duyarlılık gösterip partiye üye olmuşlardır. İşte böylece start verilmiştir parti içinde yükselmeye. Aslında Ecevit’in yükselişi, “devirip” liderliği aldığı İnönü’nün 1965’te “ortanın solu” politikasını başlatmasıyla başlar. Şimdi bir anti – parantez açayım: Belki klişe bir laf olacak ama hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadı saikiyle işlere başlamak gerekiyor. Biz bir Orta Doğu ülkesiyiz ve mizansenlere oldukça uygun bir coğrafya olduğunu hatırlatmaya gerek olduğunu sanmıyorum. Bakınız, sosyal demokrasi, kuruluşundan beri sosyalist damara set çekecek bir “Truva atı” niteliğindedir. Onun görevi, sübjektif – objektif fark etmez, son tahlilde var olan düzenin devamı ve teminidir. Ecevit’in henüz CHP’nin başına geçmezden evvel, gazetecilik periyodunda, ABD iltisakını atlamak olanaksızdır. Rockefeller bursuyla ABD’de eğitim görmüştür. Evet, yanlış okumadınız, Rockefeller bursu! Hele bir Kissinger rabıtası vardır ki insanın içine kurt düşürmemesi olacak iş değildir. O Kissinger ki… deyip okkalı bir başka konu açmak mümkün ama yazı akamet uğrar. En basitinden, mevzubahis elemanın Vietnam marifetlerinin bile onu tanımlamaya kâfi geldiği kanaatindeyim. “Karaoğlan”ı CHP’nin yaşam öyküsünden azade tutmak, kafalarda ayakları yere basmayan bir fikir bütünü yaratabilir.


Ecevit’in ülke siyasî tarihinde en çok yer işgal ettiği 1970’lere gelelim. 60’ların sonunda egemen sınıflar için büyük bir tehlike olarak beliren 68 kuşağının yarattığı etki, dünyadakinden farklı olarak, 70’lere sirayet etmişti. 15 – 16 Haziran 1970’te havalimanları kaymak tabakayla doludur; zira ülke tarihinde ilk kez bir işçi isyanı söz konusudur. Sonraki yaklaşık on yıllık müddete damga vuracak gelişmelerin zeminini döşeyen bu iki günlük başkaldırıdan sonra 12 Eylül fragmanı olan 12 Mart 1971 muhtırası gelmiş ve memlekette “budama” etkinliklerine başlamıştır. Bu duruma önce karşı çıkan “Milli Şef” liderliğindeki CHP yönetimi sonradan bu tutumunu değiştirmiş hatta geçici hükümetin başbakanı olarak partide yetişen Nihat Erim’in hem de askerler tarafından geçici bir hükümet kurmasına rıza gösterilmiştir. Sonrasında ülkenin en parlak gençleri dalından koparılıp alınmıştır. Hatta mecliste Deniz Gezmişlerin idamının tasdiki için yapılan oylamada Süleyman Demirel’in evet anlamında kaldırdığı iki eli hatırlanır ama CHP içerisinden onay veren eller ne hikmetse pek anımsanmaz. Bildiğim kadarıyla, CHP’nin tüm vekilleri hayır deseydi idamlar reddedilecekti. Bu tutum, Ecevit’i çileden çıkarmış, partideki tüm görevlerinden ki o zaman genel sekreterdi, istifasına yol açmış ve ilk kurultayda İnönü’nün karşısına dikilme kararı aldırmıştır. Nihayetinde takvimler Mayıs – 72’yi gösterdiği zaman, üçüncü genel başkan sıfatıyla CHP’nin başına geçer. Oturduğu mütevazı ev, mavi gömleği, kasketi, ak güvercinleri… tümü Ecevit’le özdeşleşen sembollerdir. Halkta “bizden biri” imajını oluşturmuş ve 1973 seçimlerinde çok partili dönemin ilk seçim zaferini getirmiştir. Dönem de buna uygun diyebilirim. Türkiye’de 1961 anayasasıyla bireysel ve toplumsal özgürlüklerin önü nispeten açılmış fakat millete “bol” geldiği söylenen bu anayasa, 12 Mart döneminde nispeten budanmıştır. Her şeye rağmen, şimdilerde ancak düşlerde veya “muasır” Avrupa’da görülebilecek türden hürriyetler bu ülkede reel olarak görülebilmekteydi. Örneğin, DİSK gibi bir sendika o dönem en parlak devrini yaşamaktaydı. Öyle ki Meclis’te yasa çıkmasını engelleyebilecek ve hatta hükümet düşürebilecek kudrettedir. Nitekim, bu sendikanın verdiği destek 70’li yıllarda peş peşe iki kez seçim kazandırmış, vakti geldiğinde de alaşağı etmiştir.


“Toprak işleyenin, su kullananın” mottosu kitlelerde öyle bir coşku yaratmıştır ki bir de üstüne 1974’te gelen Kıbrıs Harekatı’yla taraflı tarafsız herkesin desteğini kazanan Ecevit artık mitinglerinde uçurduğu güvercinler gibi kanatlanacak hatta takla atacak noktaya gelmiştir. Ardına aldığı rüzgara güvenen Ecevit, zaten yetersiz sandalye sayısından ötürü Necmettin Erbakan’ın MSP’siyle “kerhen” kurduğu koalisyonu, seçime gidip tek başına iktidar olma gayesiyle bozmuştur. Ancak bu, ilerleyen zamanlarda sıkça tekrarlayacağı stratejik hatların ilki olacaktır. Seçim için meclis kararı gerekmektedir ve çoğunluk muhalefettedir. Böylelikle 1978’in başına kadar Ecevit, muhalefet lideri konumuna düşmüştür. 1977 Haziranı’nda CHP’nin rakipleri olduğu halde girdiği seçimler arasında aldığı en yüksek oy oranına (%41,38) ulaşmıştır ve bu oy oranı halen “sol”un cumhuriyet tarihinde yakalayabildiği en yüksek olanıdır. İşte Bülent Ecevit’in, bana göre, Bülent kimliğini terk edip Ecevit’e sarılmasının başlangıcıdır. 1977 seçimindeki yengi, iktidar olmaya yetmemiş; 450 sandalyeli mecliste 213 vekilde kalan CHP, azınlık hükümeti denemesi de güvenoyu engeline takılınca yeniden ana muhalefet konumunda kalmıştır. Sonrasında tarihe “Güneş Motel” olayı diye geçen istişareler sonucu, Demirel’in Adalet Partisi’nden bakanlık vaadiyle devşirdiği kişilerle 2. Milliyetçi Cephe Hükûmeti’ni düşürerek tek başına iktidara gelen Ecevit, başbakanlık koltuğuna oturmuştur. Muhalefetteyken 1. Milliyetçi Cephe Hükûmeti’nin palazlandırdığı, NATO destekli ve devrimci hareketlerin sivrildiği hemen bütün ülkelere çöreklenen bir paramiliter yeraltı örgütlenmesi olan gladyo – kontrgerilla meselesi üzerinden sıkıştırdığı Süleyman Demirel’in “Sayın Ecevit madem şu an başbakan, iddia ettiği bu örgütün üzerine neden gitmiyor?” sözleri karşısında büyük hayal kırıklığı yaratan bir nevi “kıvırma” söylem – eylem hattına girerek bahsi geçen örgütün varlığına dair somut kanıt bulunamadığı gibisinden yuvarlak demeçler veren Ecevit, samimiyet konusunda kendi cenahında ilk önemli çatlağını hanesine yazdırmıştır. Takip eden zamanda “Kimseye diyet borcum yok!” diyerek özellikle sosyalist solla köprüleri atmış ve akabinde 1979 ara seçimlerinde borcunun olmadığını söylediği kesimin boykotu sonucu bozguna uğramış, bu da onun ikinci başbakanlığının sonunu getirmiştir. Zaten Ecevit’in bu ikinci başbakanlık dönemi Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en karanlık (bana sorumlular belli olduğunda karanlık değil) ve kanlı olaylarına da sahne olmuştur: 16 Mart 1978 – Beyazıt Katliamı, 8 Ekim 1978 – Bahçelievler Katliamı, Aralık 1978 – Maraş Katliamı gibi.

Şimdilik bu kadar. Yazının devamı gelecektir. Okuduğunuz için teşekkürler!

Kanyakça:

Can Dündar: Şair Başbakan

Mehmet Ali Birand: 12 Eylül Belgeseli

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here