Khaos’un boşluğunda, Olympos’un gizemli sokaklarında, derin ve bir o kadar eşsiz bir yolculuğa var mısınız? Ama baştan söylemiş olayım, bu yolculuk sanıldığı kadar büyüleyici değil. Zaman zaman yaşanmış efsanevi aşklara tanıklık ederken, bir o kadar da acımasızca yapılan ihanetleri hissetmek zorunda kalacağız. Kısacası kendimizi Olympos’un huzurlu sokaklarında dolanır bir şekilde  bulurken, bazen de bir yalan rüzgarı misali, kimin eli kimin cebinde belli olmayan olaylar silsilesinde bulabiliriz.

Ama her şekilde de Khaos’dan Olympos’a destansı bir yaratılış hikayesine tanıklık edecek kadar şanslı olduğumuz kesin.

Peki nedir bu efsaneyi asıl efsane yapan? Olympos’un yaratılışı sürecinde olan o muazzam olaylar  mı, yoksa Olympos Tanrıları’nın ve Titanların arasında yaşanan o dehşet verici savaş mı?

İşte sevgili okurlar, bu yazımda bunun nedenini sizlere elimden geldiğince açıklamaya çalışacağım.

O zaman öncelikle korkutucu ve bir o kadar da sırlarla dolu Khaos’un oluşumuna ve nasıl evrildiğine yolculuğumuzu başlatalım.

Yunan mitolojisinde Khaos, kısacası her şeyin başlangıcı olarak görülür. Tabi konu hakkında en çok kabul gören iki görüş vardır. Hepinizin de çok iyi bildiği eser; Hesiod’un Theogonia’sı yani Tanrılar’ın Doğuşu adlı eseri bu konuda en sağlam görüşlerden birinin yazılmış olduğu bir kaynaktır. Diğer bir eser ise Homeros’un Truva Savaşı sırasında  Odysseus’un savaştan dönüşünü ve o sırada yaşadığı maceraları bize anlatan Odysseia’sıdır. 

İki eserde de her şeyin başlangıcı farklı bir şekilde kabul edilir. Homeros’a göre Okeanos ve Tethys tüm tanrıların başlangıcıdır. Her şey bu birliktelikten doğar ve o şekilde devam eder. Fakat günümüzde bu görüş Hesiod’un görüşü kadar kabul görmemektedir.

Hesiod’un bu konu hakkında ki görüşüne bakacak olursak, her şeyin başlangıcında hepsinden önce bir boşluk olduğu düşüncesini görmüş oluyoruz. Yunan mitolojisinin ilkel tanrısal varlık olarak gördüğü bu boşluğa da ‘Khaos’ deniliyordu.

Khaos öncelikle medeniyetlerde ki ‘Toprak Ana’ algısıyla bağdaştırabileceğimiz Gaia ve  gökyüzünün temsilcisi olan Uranos’u yaratır. Gaia ve Uranos’un yaratılışı ile birlikte her şeyin başlangıcı olarak görülen Khaos görevini tamamlamış olur ve tamamen unutulur. Buraya kadar bana oldukça enteresan gelen bir kısma yolculuk yapmış olduk. Fakat bu hiçbir şey değil. Ne dersiniz, kısaca Olympos ‘un oluşuma kadar olan sürece şöyle bir göz atalım.

Yunan Mitolojisi-Khaos

Gaia ve Uranos’un birleşmesi ile 12 tane Titan doğar. Bu Titanlar; Kranos, Rhea, İapetos, Okeanos, Tethys, Hyperion, Krios, Koios, Themis, Theia, Mnemosyne ve Phoebe’dir.  Titanlar’dan sonra ise hayat verdikleri ve bana göre oldukça şaşırtıcı yaratıklar olan Kyklop’lar vardır. Kykloplar’ı kısaca tarif etmem gerekirse; alınlarının üzerinde büyük bir göze sahip olan oldukça ürkütücü yaratıklardır. Kykloplar’ın hayatına başka bir yazımda daha detaylı bir şekilde sizlerle yolculuk yapacağız.

Titanlar dışında bu birliktelikten üç tane Kyklop hayat bulmuştur. Bunlar, Brontes, Steropes ve Arges adlarını alır. Sırasıyla; gök gürültüsü, parıltı ve şimşek anlamlarına gelir. Son olarak bu birliktelikten elli baş ve yüz kola sahip Kattos yani öfke, Briareus yani güç ve Gyes yani dehşet adında ki üç Hekatonkheiri oluşur.

 Fakat işin en ilginci, Uranos, Hekstonkheir ve Kyklopların sahip oldukları devasa güç ve korkutucu görünüşleri sebebi ile onları yer altına hapseder. Yani ilginç olan kısım bu değil biliyorum. Asıl ilginci bu dediğimin onları Gaia’nın karnına geri koyması anlamına gelmesidir. Ve bu işkenceden canı çok yanan Gaia, Cersei Lannister misali Uranos’dan intikam almak için ona bir tuzak kurar. Oğlu Kranos’u babasına karşı kışkırtır. Uranos’un Gaia’nın yanına geldiği bir zamanda Kranos, Gaia’dan aldığı tırpan ile babası Uranos’u hadım eder. Bu sayede yönetimi de eline alan Kranos, tutsak olan Hekatonkheir ve Kyklopları serbest bırakır. Ancak onlar kontrol edilemez bir duruma geldikleri zaman Kranos onları tekrar Gaia’nın  içine hapseder. Gaia, Uranos’un kesilen organının yaratmış olduğu bir etkiyle yeniden hamile kalır. Ve bu hamilelikten Gigantların, Erinslerin, Nymphaların ve güzellik tanrıçası olarak bilinen Aphrodith’in doğduğu söylenir. Büyük bir aile dramı ha, ne dersiniz? Yani şöyle söyleyim, Starklar bile bu hallere düşmemişti.

Titanların Savaşı’ndan sonra -ki bu savaş bizim bir sonraki durağımız; Olympos adı verilen ve bulutların üzerine inşa edilmiş 12 tanrılı bir şehir kurulur. Bu şehrin başında hepimizin çok iyi bildiği Zeus yer alır.

Yunan Mitılojisi- Truva Savaşı

Şöyle özetleyecek olursak, bolca ihanetli, oldukça sapkın ve bir o kadar da büyüleyici bir efsaneye yolculuğun bir kısmını bitirdik. Daha gidilecek bir çok yer, tanık olunacak bir çok Game of Thrones misali olaylar ve daha nicesi var. Peki size bir soru, siz olsanız bu karmaşanın içinde olmak ister miydiniz?  Şahsen ben kendimi dış görünüşündeki muazzamlığına kaptırıp daha sonrasında bir Cersei Lannister ile uğraşırken bulmak istemezdim.

Sevgili okurlar, bir sonraki durakta görüşmek üzere. O zamana kadar Olympos’un esrarengiz sokaklarında kaybolmamanız dileği ile.

Kaynakça

https://www.tarihlisanat.com/yunan-mitolojisi-html/https://www.makaleler.com/yunan-mitolojisi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here