Truva Savaşı

Truva Savaşı

Sevgili okurlar, sanırım sizlerde benim gibi Olympos’un o büyüleyici ve gizemli sokaklarında dolaşırken bir sonraki durağımıza gelmeyi unuttunuz. Ama şuan görüyorum ki ben ve siz sevgili okurlar başka efsanevi hikayeler ve şaşırtıcı olaylar için bu yeni durağımızda bulunuyoruz. O zaman, tek yapmamız gereken Olympos’un büyüleyici gizemler otobüsüne binip efsanevi olaylara farklı bir bakış açısıyla tanık olmak, değil mi?

Bu sefer tanıklık edeceğimiz o olay bir önceki yazımda da ufacık da olsa bahsettiğim ve sizi de benim gibi heyecanlandıran Truva Savaşı. Nedir acaba bu Truva Savaşı? Çoğu filme konu olmuş, insanları oldukça heyecanlandıran ve şaşırtan bu olay; daha doğru ifade etmek gerekirse, bu savaş nasıl gerçekleşti, neler yaşandı, sonuçları ne gibi felaketler doğurdu? Belki de sonucu Olymposlular için çok daha iyi olmuştur, ne dersiniz?

Evet, şuan benim gibi heyecanlandığınızın farkındayım ve ben de daha fazla uzatmadan sizinle beraber otobüsümüze binerek heyecan dolu yolculuğumuzu başlatmak için o düğmeye basıyorum.

En başta kısaca olayı anlatmam gerekirse; Yunan Mitolojisi’ne göre, Truvalı Paris’in Sparta Kralı Menelaus (Menelaos)‘un karısı Helen’i kaçırması ile Yunanlıların yani Akalıların Anadolu’da ki Truva kentine saldırmasıyla savaş çanları çalmış ve savaş resmen başlamıştır. Buraya kadar oldukça Aşk-ı Memnu gibi bir olay gözükebilir. Ama işin aslı Bihter ve Behlül’ün yasak aşk yaşamasından daha karmaşıktır ve sonuçları da daha ağır olmuştur. 

Truva Savaşı/ Helen

Savaşın aslında ‘Ben geliyorum genç tanrılar, kendinizi koruyun!’ diye fısıldayan çığlıkları Zeus’un düzenlediği Peleus ile Thetis’in düğününe tanrıçalardan Eris’i davet etmemesi ile duyulmaya başlar. Tabii gerisi de pek iç açıcı olmamıştır tahmininiz üzere. Eris, kendine yapılan bu saygısız tutum karşısında düğüne altın bir elma yollar. Tabii ki bu altın elma şimdi ne gibi bir sıkıntı yaratmış diyebilirsiniz. Yahu, küçücük elma koskoca, günümüzde bile kitaplara ve filmlere konu olacak savaşı başlatmış. Daha ne olsun, değil mi? Ah be Eris, sen yok musun sen? Bir düğün aşkına olacak iş miydi ki? Konuyu daha fazla dağıtmadan asıl meseleye dönelim. Sorun tabi ki bu altın elma değildi. Asıl sorun Eris’in isteğidir. Eris bu elmayı düğüne yollar ve en güzel tanrıçaya verilmesini ister. Tabi ki tanrıçalar bu konu da bir anlaşmazlığa düşerler. Athena, Afrodit ve Hera altın elmanın kime verilmesi konusunda bir sonuca varamazlar. Ah bu Olymposlu kadınlar! Daha nelere sebep olacaksınız bir bilseniz. Bunun üzerine ne yapacağına karar veremeyen Zeus, tanrıçaları Paris’e gönderir ve en güzel tanrıçayı Paris’in seçmesini ister. Eh be Zeus, erkek neden her yerde erkektir? Tabii Hera’yı seçmez ise başına gelecekleri çok iyi biliyor. Koskoca Zeus da olsan korktuğun şeyler olabiliyormuş.

Paris bir karar vermek zorundadır. Sizce Paris hangi tanrıçayı seçmiştir? Doğru tahmin! Paris altın elmayı Afrodit’e vermiştir. Bu karardan oldukça memnun olan Afrodit bunun karşılığında Helen’i Paris’e aşık etmiştir. Afrodit sen Eros değilsin. Şimdi yavaşça elinde ki altın elmayı bırak ve bu işi Eros’a bırak. Tabi, ne fayda Afrodit Eros’luk yapmış ve Helen’i gerçekten Paris’e aşık etmiştir.

Paris, Sparta’yı ziyaretinde Helen’e aşık olmuştur ve iki aşık birlikte Truva’ya dönmüşlerdir. Bu olaydan sonra Yunanlılar durur mu? Elbette durmazlar! Çünkü dursalar rahat batar, değil mi? Bu olay sonucunda kendilerine hakaret edildiğine inanan Yunanlar, Menelaus ve kardeşi Miken Kralı Agamemnon önderliğin de Aka ordusunu toplamış ve Truva’ya bir sefer düzenlemiştir. Hadi bakalım, bir savaş mı geliyor sanki? 

Helen’in iade edilmesini ve kendilerine bir de tazminat verilmesini istemişlerdir. Truvalılar bu teklifi kesin bir dille reddetmişlerdir. Tabi ki sonrası malum. Truva Savaşı bu olaydan sonra resmen başlamıştır.

Akalar hemen Truvalılarla savaşa girmemiş ancak şehri kuşatmışlardır. Akalar dokuz yıl süren kuşatma sırasında Truva çevresindeki zengin bölge ve şehirlerin değerli silahlarını yağmalamak ile kalmamışlar güzel genç kız ve kadınlarını kaçırarak komutanlar aralarında paylaşmışlardır. Daha sonra iki ordu karşı karşıya gelmişlerdir. Paris, Menelaos ile teke tek savaşmayı ve savaşı kazananın Helen’i almasını teklif eder ve teklif kabul edilir. Savaş sırasında Menelaos Paris’i yenmek üzereyken Tanrıça Afrodit araya girer ve Paris’i kurtarır. Başka bir savaşçı olan Pandoros’un Menelaos’a bir ok atmasıyla iki ordu birbirine girmişlerdir. Akalı savaşçılar birçok Truvalıyı öldürmüştür. Bu korkunç savaşa tanrılardan Athena Afrodit ve Aresde katılmıştır. Korkunç savaşın ünlü kahramanlarından Hektor savaşamayacak kadar yaşlı Truva kralı Priamos’un büyük oğlu idi. Bir yandan savaşmak ve diğer bir taraftan askerleri muhafaza etmek onun göreviydi. Hektor Akaların Akhilleus’tan sonra en büyük kahraman olan Aias ile savaşmıştır. Bu arada Akalar ordugahın çevresini bir sur ve hendek ile çevirmişlerdir. Bu durum savaşın Truvalılar lehine gerçekleşmesini sağlamıştır. Akalı Patroklos ile Hektor mücadelesi sonucunda Hektor batı kapılarına kadar kovulur. Patroklos’un Truvalılar tarafından öldürülmesi Akhilleus’u çıldırtmış ve Hektor üzerine yürümüştür. Akhilleus tarafından Hektor öldürülmüştür. Akhilleus Hektor’un ölüsünü toz toprak içerisinde sürükleyerek Truva surlarının içerisinde yedi kere dolaştırmıştır. Bu işkence dokuz gün sürmüştür. Hektor’un ölümünden sonra Amazonlar ve Etiopia kralı Memnon Truvalıların yardımına gelmiştir. Hektor’un Patroklos ile savaşında, birçok kaynakta yukarıdakinden farklı bir durum anlatılmıştır. Esas düello Akhilleus ile Hektor arasında olacaktır, ancak savaşta gerçek bir savaş nedeni bulamayan ve esasında Truva Savaşı’na gönülsüz katıldığı ve savaşta bir türlü nihayetlenmediği için keyifsiz olan Akhilleus düelloya girmek istememiştir. Akhilleus’un kuzeni olan Patroklos ısrar etmiştir ama Akhilleus’u ikna edememiştir. Bunun üzerine Patroklos askerlerin moralinin düşmemesi için Akhilleus’un zırhını gizlice giyip Akhilleus’ muş gibi düelloya gitmiştir. Düelloda Hektor zırhın içindekinin Akhilleus olmadığını anlamış, zira hem zırh Patroklos’a oturmamıştır -zira yapı olarak Akhilleus’tan zayıftır- hem de Patroklos Akhilleus kadar yetenekli değildir. Düelloda Hektor Patroklos’u öldürür. Menelaus ölenin Akhilleus olduğunu sanarak keder içinde cesedin başına gidince ölenin Patroklos olduğunu anlamıştır. Bu durumu Akhilleus’u çadırından çıkarmak için fırsat bilerek Patroklos’un cesedini Akhilleus’un çadırına götürmüştür. Akhilleus en iyi dostu olan Patroklos’un öldürülmesi ile çılgına dönmüştür. Truva kapılarına dayanarak tekrar bir düello talebinde bulunmuştur. Hektor istemese de kabul etmek zorunda kalmıştır. İkisi Truva kapılarının önünde düelloya tutuşmuştur ve sonuçta Akhilleus Hector’u öldürmüştür. Hırsı geçmeyen Akhilleus Hektor’un cesedini Hector’un Ajax ile olan düellosundan hediye aldığı olan kemerle (Ajax’ı sağ bıraktı) atlı arabasının arkasına bağlamış ve güvenli bir mesafeden 9 gün boyunca Truva surları etrafında Hector’un cesedini sürükleyerek paramparça etmiştir. Bu dönüm noktası savaşın seyrini değiştirmeye başlamıştır. Zira başkomutan olan Hektor’un düşüşü Truva tarafında derin bir moralsizliğe neden olmuştur. Hektor’un teyzesi olan Penthesileia Kafkaslar da kurulu Amazon krallığının kraliçesidir. Penthesileia Hektor’un düşünün ardından Truva’ya destek için gelmiş ve savaşa katılmıştır. Savaşta Akhilleus tarafından öldürülmüştür -kimi kaynaklarca Akhilleus’un tecavüzüne uğramış, kimi kaynaklara göre ise Akhilleus onu öldürdükten sonra ona aşık olmuştur.- . Yapılan diğer savaşlarda genel olarak karşılıklı kayıplarla ve Truva’lıların hafif aleyhine sonuçlarla devam etmiştir. Ta ki Paris bir ok ile Akhilleus’un ölümünü getirene dek. Akhilleus’un ölümünün ardından Truva Atı olayı gerçekleşmiş ve Truva yerle bir olmuştur.

Ben bile anlatırken yoruldum, siz bunları nasıl yaşadınız yahu? Size yazımın başında da söylemiştim, Olympos gerçekten gizemlerle dolu. Tabi ki Aşk-ı Memnu gibi basit olmasa da bu Tanrılar ve Tanrıçaların başında Firdevs Yöreoğlu gibi sürekli ‘Sen Bihter Ziyagilsin, aptallık etme!’ diyen birilerinin olmasını canı gönülden isterdim. Fakat, bir Firdevs Yöreoğlu kolay yetişmiyor. Ah Olympos ah, çok şey kaybettin.

Son olarak söyleyeceğim bu olayı daha iyi anlamak isterseniz Truva filmine bir göz atmanızı tavsiye ederim değerli okurlar. Bir yolculuğumuzun daha sonuna geldik. Sanırım inmemiz gereken durak burası, ne dersiniz? Bence günlük entrika dozumuzu almış bulunmaktayız.

Yazımın sonunu her zamanki gibi yapmak isterim. Bir sonraki durağımız da buluşana kadar Olympos’un büyüleyici ama bir o kadar da tehlikeli sokaklarında kaybolmamanız dileği ile, Olympos’la kalın sevgili okurlar!

Kaynakça: https://www.wikizero.com/tr/Truva_Savaşı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here