Anksiyete, yani günlük dilde daha çok bilenen ifadesi ile kaygının Türk Dil Kurumu tanımı ‘‘Genellikle kötü bir şey olacakmış düşüncesiyle ortaya çıkan ve sebebi bilinmeyen gerginlik duygusu. ” Anksiyete bozuklukları nelerdir, tedavi süreci nasıldır, ben nasıl tedavi oldum bunlardan bahsedeceğim bugün.

Kaygı, hayatımızı sürdürebilmek için sahip olmamız gereken duygulardan biri aslında. Ancak kaygının kontrol edilemez yoğunluğa ulaşması, kişinin kendi hayatını olağan akışa uygun sürdürememesi yani daha basit ifadeyle hayati bir duygu olan kaygının artık hayatı olumsuz anlamda etkilediği durumda psikolojik rahatsızlık olan ilaçla veya psikoterapi ile tedavi edilmesi gereken kaygı bozukluğu rahatsızlığı söz konusu olur.

Anksiyete bozuklukları altı alt bozukluğu barındırıyor. Birden fazla alt bozukluk bir arada görülebiliyor. Özellikle ergenlik çağındaki çocuklarda son yıllarda çok daha fazla görülmeye başlandığı sık sık ifade ediliyor. Tek tek kısaca tanımlayacak olursak;

1- Yaygın anksiyete bozukluğu; süreklilik arz eden, hayatın olağan akışına uygun olmayacak aşırılıktaki kaygı haline sahip olmak.

2- Panik bozukluk; birden ortaya çıkan çarpıntı, terleme, nefes darlığının eşlik ettiği kaygı veya korku nöbetleri -ölüm korkusu olarak daha çok kendini gösterir-.

3-Sosyal fobi; kalabalık bir ortamda kendi ifade etmeye, konuşmaya karşı duyulan korku, ergenlik dönemindeki bireylerin çoğu özgüven kazanana dek sosyal anksiyete durumunu yaşar.

4- Özgül fobiler; bazı canlı, cansız şeylere karşı duyulan aşırı korku.

5- Travma sonrası stres bozukluğu; kişiyi korku, dehşet, çaresizlik içinde bırakan olaylar sonrası meydana gelen psikolojik bozukluk.

6- Obsesif kompulsif bozukluk; takıntı ve zorlantı olarak türkçeleştirilen bu bozukluk türünde ise takıntılı dürtüler ve bu dürtüleri yatıştıracak yenileyen eylemler söz konusudur. Çok daha spesifik örnekleri görülebilecek bu bozukluk türünde en sık görülenler aşırı temizlik, ocakları kontrol etme, sayı sayma…

Peki ne yapabiliriz? Bence en zor ve önemli adım fark etmek. Bu ebeveynler, öğretmenler ya da kişinin kendisi tarafından fark edildikten sonra ise tedaviyi kabullenme zorluğu başlıyor. Toplumda yavaş yavaş kırılan psikiyatriye giden insanı söz gelimi deli olarak görme, psikolojik rahatsızlıkları gerçek birer hastalık olarak kavrayamama durumu tedaviye başlama sürecini geciktiriyor. Oysa erken fark edilen psikolojik bozuklular ilaca gerek kalmaksızın terapi yöntemi ile halledilebiliyor.

Ailelerin ve öğretmenlerin bilinçlendirilmesi ve bireyin bu bilinçle büyütülmesi çok önemli. Grip nasıl bir hastalıksa, baş ağrısı nasıl bir hastalıksa psikolojik rahatsızlıklar da gerçekten hastalıktır ve takma kafana çık gez biraz geçer denilerek hafife alınacak bir şey değil kesinlikle.

Nasıl olduğunu ifade etmek gerekirse;

*Normal seviyede kaygı uyandırması gereken ya da sağlıklı psikolojiye sahip bir bireyin çok çabuk kontrol edebileceği endişe verici bir olayla ilgili kontrol edilemez endişeler duymak,

*Durduk yere gelen anlamlandırılamayan huzursuzluk duygusu,

*Tahammülsüzlük,

*ellerde titreme,

*endişe duymamak için endişe yaratabilecek olaylardan kaçma ve içe kapanma,

*terleme,

*sinirlilik,

*gerginlik,

*huzursuzluk halleri.

Daha öncede ifade ettiğim gibi her insanın biricik olması dolayısıyla çok daha başka belirtilerin görülebilecek olmasıyla birlikte genel olarak görülen belirtiler bunlardır.

Bizzat yıllarca anksiyete bozukluklarının 6 alt türünün hepsini bir şekilde yaşadım. Çocukluğumdan beri süregelen şeyler olmakla birlikte beni tedavi olmaya iten süreci özetleyecek olursam;

*Ne olduğunu bilmediğim korkunç geceler yaşıyordum, daha sonra yaptığım araştırmalarda bunların panik atak olduğunu –hatta anksiyete bozukluğu belirtileri gösterdiğimi de bu sırada öğrendim– fark etmem ile tedaviyi kabullenişim arasında uzun denilecek bir süre geçmişti.

*Devlet hastanesinde iyi bir doktor bulmak -ki ilk gittiğim doktor yüzüme bile bakmadan antidepresan yazıp yollamıştı-

*Sonra ne kadar zor olsa da problemini anlatmak,

*Sana doğru gelecek ilacı deneye yanıla öğrenmek -ilaçlar her kişide aynı etkiyi göstermiyor- ilk denediğimiz ilaç beni korkunç yorduğu için ilacı değiştirmiş ve ikinci ilacımda bedenime uyum sağlayan ilacı bulmuştuk -ilaçlara alışma süreçleri de zor olabiliyor-

*Mutlaka ilaç tedavisini psikolog desteğiyle götürmek, devlet hastanelerinde gerçekten işini çok iyi yapan psikologlar var, ben harika bir psikologla tedavimi yürütme fırsatına sahip olmuştum. Kendisi bana nefes egzersizleri, kasları rahatlatmak için egzersizler ve bilişsel davranışçı terapiyi öğretmişti.

Yaklaşık 2-3 yıl süren tedavimin sonunda ilacı -dozunu azaltarak elbette- bırakma kararı aldık doktorumla, bir haftayı geçti ben ilacımı bırakalı. Elbette ilacı bırakınca her şey bir anda rayına oturmuyor ancak bahsedildiği gibi korkunç şeyler de olmuyor. Ara ara işyerindeyken içime huzursuzluk giriyor, tahammül sınırım çok düşüyor ancak bunlara rağmen ilk halimi hatırlıyorum ve şimdiki halime bakıyorum, tedavi olmakla çok doğru bir karar verdiğimi fark ediyorum.

Görülüp anlaşılabilen hastalıklarımız için doktora giderken psikolojik olan rahatsızlıkları alanında uzman kişilere danışmak ve yardım almaktan daha doğal bir şey olmadığını bilmek önemli.

Farkındalık ve bilimle kalın.

* http://sozluk.gov.tr/

* https://erenkoyruhsinireah.saglik.gov.tr/TR,127745/anksiyete-bozukluklari.html

* https://www.psikologofisi.com/anksiyete

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here