Görselde muharebe bulunmaktadır.

M.Ö. 53 yılında meydana gelen bu muharebe epey enteresandır. Aslında, dil alışkanlığı olarak ifade edilen Roma İmparatorluğu o dönem bir cumhuriyetti -elbette bildiğimiz manada değil-. Üçlü yönetim –triumvirlik– durumundaki Roma’da, Galya’da -Günümüz Fransası– muzaffer olan Julius Sezar ve İspanya “Fatihi” Pompeus dururken; Spartaküs Ayaklanması’nı bastırmasıyla ünlü, son derece tamahkâr bir general ve soylu olan Marcus Crassus, şan uğruna Doğu seferine çıkar. O bölgede Pers –Aşamenid-İmparatorluğu’nun halefi Part İmparatorluğu bulunmaktadır. Crassus, hayatı boyunca olduğu gibi, öylesine hırslıdır ki o dönemde Roma himayesinde bulunan Ermenistan’ın Kralı 2. Artavasdes’in Roma ordusunu takviye ve Partlar’a kuzeyden saldırma önerisini reddetmiştir; çünkü düşüncesi kestirmeden, yani Mezopotamya’yı ele geçirerek düşmanına saldırmaktır. Nitekim Arap menşeîli Nebatîlerin şefi Ariamnes’in sağladığı bin kadar atlı okçuyu orduya katar ve yürümeyi sürdürür.

Ariamnes adlı kişi, gerçekte Crassus’un egemenlik mücadelesindeki hasmı olan Pompeus’la iltisaklıdır; yani Crassus’u tuzağa çekmektedir. Aynı kişi, Part Hükümdarı 2. Orodes’le de anlaşma içerisinde olduğundan Partlar savaşa hazırlıklıdır. İhtirasları yüzünden âdeta körleşen Crassus, Ariamnes’in düşman ordusunun ciddi zaafları olduğuna dair yalanlarına o denli inanmıştır ki Ermenî Kralı Artavasdes’in ittifak teklifini bir kez daha reddederek ordusunu su kaynaklarından uzak, kıraç bölgelerden ilerletmeye devam eder. Ariamnes’in ihanetini, ancak onları İran ordusunun konumunu saptamak amacıyla keşfe gönderip onlardan bir daha haber alamayınca anlar ve çok geçmeden de günümüz Urfası’nın Harran ilçesine yakın bir mevkide iki ordu karşı karşıya gelir. Düşmanını karşısında ansızın gören Crassus, şaşkın ve panik halindedir. Romalı diğer komutanların taktiksel fikirlerini de beğenmeyen Crassus, savunma konumuna geçerek aynı zamanda psikolojik üstünlüğün yitirildiğini belli etmiştir.

Partlar’ın savaş düzenini alırken de derslerine iyi çalıştıkları bellidir. Komutan Surena, asıl vurucu güçleri katafraktları –bir tür zırhlı süvari– pelerinle örterek gizlemek ve düşmanına korku salmak; develere yüklü savaş davulları ve zillerle de sürekli gürültü çıkararak Romalıların moralini bozmak istemiştir. Savaşın gidişatı üzerinde etkisi bulunan bir diğer etken olan Part atlı okçularının saldırısıyla başlayan çarpışmalar, daha ilk baştan Romalıların bozgununa işaret etmektedir. Roma piyadelerinin kalkanları ki bunlara “scutum” adı verilmekteydi ve günümüzde de Kalkan Takımyıldızı’nın astronomik adıdır, bu oklara karşı çaresiz kalmaktadır; zira Part yayları sıradan olmayıp İskit -kimi kaynaklara göre Türk olan eski bir kavim ve devlet- tarzıdır. Nitekim bu yaylar, o dönemin bilindik yaylarına göre daha uzağa hem de isabetli atışlar yapabilmektedir. Romalılar, bu saldırıya önlem almaya çalışmışlarsa da Part okçuları amaçlananı çabucak sezip karşı hamle olarak ayaklara nişan almıştır.

Romalılar, işte fotoğrafta görmüş olduğunuz biçimde ok yağmuruna karşı koymaya uğraşmıştır. Atlı okçuların sadaklarındaki -ok torbası- oklar tükendiğinde çekildiklerini gören Marcus Crassus, ordunun sağ kanadındaki dört tabura ve oğlu Publius komutasındaki Galyalı süvarilere düşman ordusunun sol kanadına doğru yüklenme emri verir. Crassus, düştüğü umutsuz durumu kendi lehine çevirmenin planlarını kurmakta ve gönderdiği birlik, düşman sol kanadını oyalamayı başarırsa Part ordusunu sağ kanadından sarmayı tasarlamaktaydı; ama Crassus’un göz ardı ettiği bir şey vardı ki o da atlı okçuların zırhsız oluşu ve bu durumun onlara çeviklik katışıydı. Publius’un komuta ettiği süvarilerin şiddetli bir saldırıya geçtiği Part Generali Surena tarafından anlaşılınca, atlı okçuların boş sadakları, dolularıyla değiştirilir ve ani bir akınla saldırı birliği kuşatılmaya başlanır. Ardından katafraktlar da üzerindeki pelerinleri çıkararak parlak zırhlarının altında saldırıya hazırlanır.

Görselde bir süvari bulunmaktadır.
General Surena olduğu düşünülen sağ kolu kırık heykel İran Ulusal Müzesi

Katafraktlar, yani atları dahil baştan aşağı zırhlı olan bu elit süvariler, düşman üzerinde istenen psikolojik etkiyi sağlar. Crassus’un mahdumu Publius ve birliğinin evvelden kalkışmış olduğu saldırı o denli bodoslamadır ki kuşatıldıklarını bile fark edemezler. Part okçuları, yeniden fasılasız bir saldırı başlatıp Galyalı süvarileri toptan imha noktasına getirir. Ölenler arasında Publius da vardır ve filmin tümüyle kopma noktası da burasıdır. Ayrıca, yardıma gelen 4 Romalı tabur da aynı kaderi paylaşmıştır. Crassus, Surena’dan gelen Publius’un başını görüp de kendini hepten kaybedince Roma askerî tarihinde nadir rastlanan bir hezimet göz kırpmaya başlar. Akabinde Part okçuları bu kez piyadelere saldırır; Surena ise saldırı bitmeden katafraktlarına yıkıcı darbeyi indirmeleri için hücuma geçmeleri buyruğunu verir. Zaten oklardan dolayı perişan haldeki lejyonlar, bu yeni ve ağır saldırı altında resmen ezilir.

Milâttan önce 53’ün 6 Mayısı’nda vuku bulduğu düşünülen bu savaş, aynı günün akşamı Marcus Crassus’un biraz toparlanıp çekilme kararı vermesiyle son bulur. Romalılar Harran’a doğru kaçarken çarpışmanın başındaki yaklaşık 42 binlik mevcudundan 20 bini aşkın ölü, 10 binden fazla da tutsak bırakır; kurtulabilenlerin yalnızca 4 bin civarı olduğu sanılmaktadır. Partlar ise takriben 11 bin kişi ile başladıkları savaşta sadece bin kadar zayiat verir. Ertesi gün Crassus’la anlaşmaya varabilmek için ordusunu yeniden toplayıp Romalıların kamp kurduğu kasabayı ablukaya alan Surena, seferden vazgeçerse geriye kalan askerleriyle herhangi bir taciz veya saldırı olmaksızın Fırat’ın batısına geçebileceğini Crassus’a bildirir; ancak Crassus halen oğlunun kaybının tesiri altındadır, dolayısıyla sağlıklı kararlar almaktan da oldukça uzaktır. En can alıcı nokta da ne yenilgiyi ne de harekâttan vazgeçmeyi gururuna yedirebilmektedir. Diğer komutanlarsa itiraz etmekte gecikmez.

Kimi kaynaklar, Crassus’un savaştan sonra Ermenistan’a kaçıp ormanlık alana sığındığını iddia eder. Her hâlükârda anlaşma için düşmanıyla görüştüğü kesindir. Askerlerinden gelebilecek bir isyanı göze alamayan Crassus, Surena’yla anlaşma kararı alır ve yola düşer; ancak savaşın başından beri her anlamda başarılı taktikler uygulayan Partlar’ın kendisine bu yolla kurduğu tuzağa düşer. Önce yanındaki generaller öldürülür ve kendisi de esir edilir. Burada da farklı görüşler mevcuttur. Zira Partlar, selefleri Persler’e göre belge tutma konusunda bir hayli yetersizdir. Ayrıca, bölgenin biteviye el değiştirmesi, yağmaların ve yakıp yıkmaların da arşiv kalmamasının yanı sıra kalıntıların silinip gitmesinde payı vardır. Konuya dönecek olursak, Crassus’un Surena’nın kampına baskın yaparak savaşı tekrar kışkırtmasını engellemek isteyen subaylarından biri onu öldürmüştür. Yaygın olan görüş ise, Part başkenti Tizpon (Ktesifon)’a götürülen Crassus’un önce kadın elbisesi giydirilerek aşağılandığı yönündedir.

Crassus’un düşman eline geçmeden önce de ağır yaralı olduğuna dair iddialar bulunmaktadır; bu iddialar da kendisinin Partlar tarafından veya canlı yakalanmasını istemeyen, dolayısıyla da öldürülmesi gerektiğini düşünen bir Roma subayınca yaralandığı biçiminde ikiye ayrılmaktadır. Ama şurası kesindir ki: Crassus yakalandığında hayattadır. Partlar’ın onun boynunu vurdurduğu öne sürülmekle birlikte en yaygın ve ünlü hikaye, yaşamı boyunca maddiyata tamah eden M. Licinius Crassus’un genzinden aşağı eriyik altın boşaltılarak şanına(!) ve karakterine yakışır şekilde infaz edildiğidir. Zaten kendisi Roma Cumhuriyeti’ndeki ilk triumvirliğin ögelerinden olurken Çin ve Roma arasında yer alan, haliyle İpek Yolu üzerinde bulunmasından ötürü gayet zengin Part topraklarına göz diktiği için Suriye ve havalisinin yönetimine talip olmuştur. Ölümü, devletinin cumhuriyetten monarşiye dönüşmesi sürecini hızlandıracaktır; zira böylelikle rakiplerinden Julius Sezar’ın -diğeri de Sezar’ın damadı Pompeus’tur- bir hasmı ekarte olmuştur.

Roma, bu hezimetle kelimenin tam anlamıyla aşağılanır ve alınan esirler Part İmparatorluğu’nda köleleştirilmek için ülkenin çeşitli yerlerine dağıtılır. “Yenilmez” sanılan lejyonlar darmadağın olur. O kadar ki Roma’nın ilk imparatoru kabul edilen Octavian(us), namı diğer Augustus -ağustosun isim babası- , MÖ 20’de Roma’da rehin tutulan bir Part prensine karşılık, Kral 4. Phraates’ten Harran Savaşı’nda Partlar’ın eline geçen lejyon asker ve sancaklarını ister. Bu zaferi müteakip Part hükümdarı 2. Orodes, Roma müttefiki Ermenistan’ın savaştan önceki Roma’ya destek hamlelerini cezalandırma amacıyla orayı ilhak eder; fakat General Surena’nın az bir güçle büyük bir orduya karşı elde ettiği bu galibiyet ve prestij, Kral 2. Orodes’i tahtı için endişelendirir ve ardından Surena da kendini cellat kılıcının ağzında bulur! Daha sonra ordusunun başına bizzat geçen Kral, Roma Suriyesi’ne yönelik düzenlediği seferlerde başarısız olur. Romalılar, Suriye’yi iki yıl boyunca başarıyla savunur.

Öldürülen Crassus’un hayatta kalan generallerinden olan Gaius Cassius Longinus, kalan 4.000 askeri kurtarmış, ardından ödül olarak Roma Suriyesi’ne yönetici olarak atanmış ve iki yıl boyunca Suriye’yi Part saldırılarından korumaya çalışmıştır. Sonralarıysa Longinus, Sezar’a MÖ 44’teki suikast komplosunda önemli rol oynamıştır. Bu arada, keza Sezar’ın iki adı da günlük hayatta kullandığımız bazı sözcüklere isim babalığı yapmıştır. Örneğin Jülyüs, temmuz ayının bazı Batı dillerindeki karşılığıdır -İngilizce’de July-. Aslında, Carrhae Savaşı’nı henüz baştan Crassus’un etrafında işlemek istedim zira kendileri, eşini Romalı uygarlardan(!) -Romalılar kendi yurttaşları dışındakilere ve başka halklara “barbar” derdi- korumaya uğraşırken esir alınıp cebren gladyatör yapılan Trakyalı Spartaküs öncülüğünde MÖ 73’te başlayan tarihin, ilk olmasa bile, en dişe dokunur köle isyanını hunharca bastırıp zavallı kölelerin gerildiği kilometrelerce uzunlukta çarmıh hatları oluşturmuştur.

Görüldüğü üzre, tarihin tanıklığı Crassus gibi rüzgâr ekenlerin fırtına biçeceklerini ortaya koymaktadır. Konunun özüyse ileride, çoğu kimsenin tahmin edemeyeceği biçimde İslam’ın yayılışına da değecektir. Haddizatında dönemin bilinen dünyasında Doğu – Batı çekişmesi Pers – Yunan savaşlarından beri vardır -MÖ 499 – 449-. Bu savaşlar, tüm kudretlerine rağmen iki büyük ve haşmetli imparatorluğu da bitap düşürerek yıkılışlarına giden yolu döşemiştir. MS 224’te Partlar -Arşak hanedanı-, Sâsânîler tarafından yıkılmıştır ki Roma, ikiye ayrılmadan önce Sâsânîler’le de savaşmıştır; çünkü Sâsânîler, ataları Persler’in hükmettiği coğrafyayı işgal etme niyetindedir. Tuhaftır ki Roma, 3. yy da o zamanlarda yaşadığı büyük buhrana karşın, Mezopotamya’yı alarak doğudaki en geniş sınırlarına ulaşmıştır; ama çok geçmeden Hristiyanlığı serbest bırakıp resmî din ilân eden Roma, 395’te bölünmüş, 476’daysa batı kısmı yıkılmıştır. Roma mirasını sahiplenen Bizans da -Doğu Roma- bu savaşı sürdürmüştür.

Kaynakça: paradoxfan.com (Medeniyetler Tarihi: Her Yönüyle Part İmparatorluğu)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here